Şiddetli bir toplum

Sorunlarını kaba kuvvetle çözenlerin çoğunluğunun normal hayatında “iyi adam/iyi kadın” olduğunu düşünmesi ve buna inanması, şiddetsiz bir toplum özlemini değil de, şiddetli bir toplum olmamızın asıl nedenini açıklıyor.

Şiddetin çok çeşidi ve çok sebebi var.

Aslında şiddetin bir veya birden çok sebebi yok, bahanesi var.

Şiddet, elindeki gücü bir başkasına veya başkalarına karşı kullanmaktır.

Olaya bu açıdan baktığınızda sadece kadına, çocuğa veya belli bir aile üyesine değil, şiddetin toplumun her kesiminde uygulanılabilen bir eylem türü olduğu anlaşılır.

Şiddet uygulamayı belli bir inanca, mezhebe, kültüre veya sosyal statüye mal edilemeyeceği gibi belli bir eğitime veya eğitimsizliğe de mal edemiyoruz.

Öyle ilginç şiddet olayları oluyor ki, “bu adam/bu kadın bu şiddeti nasıl yaptı?” diye hayrete düşüyoruz.

Konuşamayınca kavga ediliyor. Konuşamayanın ve anlaşılamayanın kim olduğu da önem taşımıyor.

Şiddet uygulayan bazen zengin oluyor, bazen fakir.

Bazısı kültürlü oluyor, bazısı kültürsüz.

Zır cahili de var şiddet uygulayanlar arasında, çok bilgili, donanımlı olanlar da…

İnançlı insanlarda da şiddet uygulayan görülüyor, inançsız insanlarda da…

Eğer insanları tabakalara ayıran bir yapıdaysanız alt tabaka da şiddet uyguluyor, üst tabaka da…

Elbette biz sadece ortaya çıkan ve çoğunlukla da sonu ölümle biten çok acı ve çok zalimce şiddet olaylarına tanıklık ediyoruz.

Bir de duymadıklarımız var.

Mağdurun sesini sonuna kadar kesecek/kısacak güç ve kudrette sahip olan şiddet eğilimli ve güç sahibi olanlar da var.

İşin özü şudur ki, gücü yeten, gücü yettiğini ezmeye çabalıyor.

Bazısı manen şiddet uyguluyor; Hakaret ediyor, küfrediyor, onurunu, şerefini, kişiliğini, insanlığını yok sayarak, onu değersiz kılacak her yolu deniyor.

Kimi dövüyor; öldürmeyecek şekilde dövüyor. Zamana ve zemine yayılan bir şiddet ilelebet sürüp gidiyor.

Bazen şiddetin mağduru, bizzat şiddet yapan oluyor. Bir başka deyişle eline fırsat geçtiği ilk anda kendisine yapılanın aynısını bir başkasına veya kendisine yapana yapıyor.

Genel olarak baktığımız da ise şiddet uygulayanların tamamına yakını psikolojik sorunlu.

Bazısı bunu biliyor, bazısı bilmiyor.

Tedavi olan da var, olmayan da var.

Çünkü şiddet uygularken yapılanlar, sağlıklı bir insanın yapacağı şeyler değil.

Defalarca bıçaklıyor mesela…

Üst üste kurşunlar yağdırıyor.

Kesiyor, biçiyor, en vahşice yöntemlerle katlediyor.

Bazen bir kişiyle yetinmiyor, bir aileyi yok ediyor.

Bir anlık değil, dakikalar, saatler sürüyor. Hiç durmuyor, hiç düşünmüyor, “yahu ben ne yaptım” deyip, ara vermiyor.

Sonunda gülen kendisi de olmuyor, güldürdüğü hiç kimse de bulunmuyor.

Terör de böyle, kişisel şiddet de böyle, teröre veya kişisel şiddete verilen destek de böyledir. Bir yandan insancıl gözüküp, diğer yandan şiddete destek vermek samimi görünmüyor.

Bütün bu şiddet olaylarının sonucunda hiç kimsenin temizlediği bir namus bulunmuyor, temizlenen bir onur da olmuyor, şeref söz konusu değil, kişiliği kurtarma yok, derde çözüm yok, sorunu kökten çözen bir yöntem değil.

İşin doğrusu şiddet eğilimi, kontrol edilemediği zaman ne yapacağı belli olmuyor. İnsanlıktan çıkıyor, hayvanların her hangi birisiyle de kıyaslanamıyor.

Son zamanlarda medyaya sıkça yansıyan şiddet olaylarının “bir canlıyla” ilişkilendirmek mümkün değil.

İşin en acı yönü, bu tür insanların şiddet uygulamadan önceki yaşamlarında “iyi insan” olma konusunda sağa sola verdiği öğütlerdir.

Bu insanı korkutuyor.

Kontrol edemediğimizde, hepimiz birer zalim olabiliyoruz demek ki…

Mesleki kavgalara” tanıklık ettiniz mi bilmiyorum ya da, kardeşini, eşini, çocuğunu, annesini, babasını döven veya öldürenleri gördünüz mü?

Eğer herhangi birisine tanıklık etmiş olsanız, “dünyanın en zalim mahlûkunun insan olduğuna” yürekten inanırsınız.

Ehlileşmeyen her insan, potansiyel zalimdir demek, çok da abartılacak bir benzetme değil.

26 Ağustos 2019

Naif Karabatak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir