27 Mayıs’tan 15 Temmuz’a

27 Mayıs 1960 darbesinden 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde kadar geçen 56 yılda ne kadar yol alındığını görmek için millete ve demokrasiye vurulan “darbeleri” ve “darbe girişimlerini” de yaşamış olmak gerekiyor.

Henüz Türkiye’nin üçüncü dünya ülkelerinden birisi olduğu zamanlarda, askeri idarenin sivil idareyi hizaya çekmesi de alışılageldik bir uygulamaydı. Adeta rutine bağlanmış gibiydi. Açık oy gizli tasnifle her zaman iktidar olanlar, yaptığı zulümlerle millete kan kusturdu. Daha sonra millet o zulmü yapanlara iktidar yüzü göstermedi, halen de göstermiyor. Halkın gönlüne giremeyenler, bu defa da darbeyle iktidara gelmeyi başardı. Böylece malum kesim iktidar olamazsa da, fikirleri bir türlü iktidardan inmedi. Hiç değilse 5 yılda, 10 yılda bir demokrasi kesintiye uğrar, darbeciler söz sahibi olurdu.

Bu o kadar alışılageldik uygulamaydı ki, genelkurmay başkanı olan her kişiye, aynı zamanda potansiyel cumhurbaşkanı gözüyle de bakılırdı. Çünkü sivillerin ne zaman kırmızıçizgiyi geçeceği, askerin de ne zaman sivilleri hizaya sokacağı belli olmazdı. En demokrat darbeci, basın yoluyla sivilleri hizaya sokan darbeciydi.

Komik ama basın yoluyla darbe yapanlar da vardı.

Darbeler çok türlüydü. Her zaman bir başkası çıkardı. Kendi içinde dallara, budaklara, kollara, yapraklara ayrılırdı. Her köşeden bir darbeci çıkabilirdi. Apoleti olan herkesin sivilleri hizaya sokma yetkisi olduğuna inananlar vardı.

Atayan sivil iktidardı ama atayanı ipte sallandıran atananlardı. Matruşka’dan çok daha bir birine geçmiş oyuncaklar vardı. Mesela bugün demokrat geçinen, arada bir de bir biriyle kavga eden laik artıkları, o günlerde darbecilerin sözcülüğüne soyunurdu. Hem de öyle zorla, başına silah dayamakla değil, göbeği ata ata darbecilerin sözcülüğün yaparlardı. Gazetelerinin birinci sayfasını genelkurmayda hazırlatır, sonra da bir köşeye çekilir “genel yayın yönetmeniyim” diye afra tafra yaparlardı. Postal yalamak, onlar için akşam yemeğinden sonra tatlı yemek kadar normaldi.

Genç subaylar rahatsız” olurdu, siviller demokratik tek bir adım atsa.

Bir hakkın iadesi söz konusu olduğunda, rahatsız olan başçavuşun beygiri anırırdı.

Birisi “Allah” dese, medyadaki darbeci iti havlardı.

Sürekli darbecilerin nabzını tutan aşağılık mahlûklar vardı ve bunlar ülkenin demokratikleşmemesi, gelişmemesi ve sürekli birilerinin boyunduruğunda kalması için canla başla mücadele eder ama “en iyi vatansever” olarak da sürekli ödüllendirilir, sürekli beslenirdi.

Darbeci de çoktu, darbecilerin itliğini yapanlar da.

Bazısı tank yürütürdü, bazısı direkt halka ateş açardı, bazısı başbakanı ipte sallandırırdı, bazısı muhtıra yayınlar, bazısı e muhtıra ile yetinir, bazısı bir gece yarısı bildirisiyle iktidarı hizaya getirmeye çalışırdı. Bazıları da medyada her zaman var olan uşakları aracılığıyla haber salarlardı dört bir yana.

Hepsinin aldığı güç, cezasız kalmalarıydı. Bugün bile 12 Eylül ve 28 Şubat’ı yapan aşağılık mahlûkların, yıllar yıllar sonra aldıkları “sembolik” ceza caydırıcı olmuyor, kodeste çürümelerini sağlamıyor, ipte sallandırıldıklarını görmemize sebep olmuyor.

27 Mayıs, belki de bu darbelerin ilki, en önemlisi, güç aldıkları, örnek aldıkları bir darbeydi. Ve yıllarca bize o zulmü, o aşağılık girişimi zorla “bayram” diye de kutlattılar. Daha doğrusu biz mazlumlara dua ettik, onlar zalimleri alkışladı. Bu hiç değişmedi; onlar her zaman zalimleri alkışladı, biz her zaman haklıyı ve mazlumu savunduk.

15 Temmuz 2016’da da bu değişmedi.

Başbakan” olacağının hayali kuranlar televizyon başında, iştahla halka ateş açılmasını izlerken, biz Atatürk Havalimanında, köprülerde, yollarda demokrasiye sahip çıkmaya çalıştık.

Çıktık da…

Allah’a çok şükür ki, dün darbeci askerlerin yaptığı zalimliği, o gün dış güçlerin beslediği FETÖ’nün uşakları yapmaya çalışmış ama halk tokadı esirgememişti. Halkın o tokadı, öyle bir ses getirdi ki, halen bütün zalimler, bütün teröristler, bütün alçaklar, bütün şer odakları aynı kulvarda siyaset yapabiliyor, aynı ülkelere el pençe divan duruyor, aynı zalimliği bir kez daha yapmak için fırsat kolluyor, teröristlerle bile dirsek teması kurabiliyorlar.

Aslında hiçbirisi bilmiyor ki, 27 Mayıs’ta başardıkları bir şey yoktu; Zulmetmek başarı değil, halkın gönlüne girmek başarıdır ve o günden bu yana aynı zihniyetin iktidara gelememesinin nedeni, gönüllere girmeyi bir türlü başaramamış olmalarıdır.

Allah bu ülkeye bir kez daha onların zulmünü, darbeci zalimliğini ve FETÖ ihanetini yaşatmasın. İktidara kim gelirse gelsin ama halk getirsin, halk götürsün.

Milletin zaferinin 5’inci yılı da kutlu olsun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir