Ağam bence bu virüs kontrollü

Kahvenin en kuytu köşesinde deminden beri sessizliğini koruyan adam nihayet başını okuduğu gazeteden kaldırarak hararetli tartışmaya son noktayı koymak için ağzını açtı; Ağalar bence bu virüs ABeDe’nin işi.

Kahvenin tam ortasında yer alan masanın etrafında okey oynayan ve okeyin ikramına ortak olan 7 kişilik gruba Çaycı Osman da katılarak hep birlikte köşedeki adama el kol hareketiyle tepki gösterdiler. Çaycı Osman daha fazla dayanamadı “Seninki de laf mı, biz iki saattir bu işin Amerika’nın bir oyunu olduğunu zaten söylüyoruz, hatta ilk kez bir konuda mutabık da kalıyoruz. Konuşma bittikten sonra sen de Amerika diyorsun. Ne yapalım yani illa sana da mı söylemiş olalım, Kandıralı, sana da söyledik” diyerek hep birlikte güldüler.

Köşedeki adam gazeteyi elinden indirerek, “ABeDe dedim ben, Amerika değil”.

Muhasebeci Nevzat atıldı, “Ne farkı var?”

Köşedeki adam devam etti, “Çok farkı var. Şimdi Amerika, bir kıta adı ama ABeDe bir zihniyetin adıdır. Bu zihniyette terör var, soykırım var, her türlü zulüm ve dalavere var. Yani ABeDe, dünyanın başının belası demektir. Diğer bütün zalim ve zulümler ABeDe’nin beslemesidir. Hatta mahallenizde köpeğe taş atan bir kötü çocuk varsa, onun damarlarının bir yerinde de ABeDe zalimliği vardır, doğar doğmaz onun kanına girmişlerdir. Ortadoğu’da diktatör varsa, ABeDe’nin adamıdır, Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında insanlar açlıktan ölüyorsa, onların ekmeğini çalan ABeDe’dir. ABeDe, sadece Amerika’da olan bir ülke ve o ülkenin yönetimi değildir İsrail’dir, İngiltere’dir, Fransa’dır, yeri geldiğinde Rusya’dır ama illa da haksızlıktır, illa da hukuksuzluktur, illa da buyurganlıktır.”

Çaycı Osman alaylı bir şekilde “Bak sen, Cemal bey bayağı düşünür olmuş. O bir şey değil, üstelik de konuşur olmuş.” diyerek kahkahayı patlattı.

Köşedeki adam alındı ama belli etmemeye çalışarak, “Sen dalganı geç, ağalar bence Corona virüsü ABeDe’nin kontrollü oyunu.”

Manav İsmet cevabı yapıştırdı; “Başlama şimdi, darbeye de kontrollü dediydin de kargalar bile sana güldüydü.”

Köşedeki adam savunmaya geçti; “Ama kontrollüydü, yani kontrol ede ede darbe yapmışlardı. Hatta görevlendirme hazırdı, ABeDe’nin açıklaması bile hazırdı ama milleti kontrol edemediler. Ben onu diyorum da anlatamıyorum.”

Berber Reşit, “O da senin sorunun, biz anlatabildiğini anlıyoruz.” diye dalgasını geçti.

Köşedeki adam biraz kızdı; “Dalga geçmeyi bırakın, hiç düşündünüz mü, korona virüsü ilk olarak Türkiye’de olsaydı ne olurdu?”

Memur Ahmet bey “Ne olurdu ki, devletimiz bütün tedbirleri alırdı.” diye iktidardan yana oyunu kullandı.

Köşedeki adam devam etti; “Alırdı almasına da, biz millet olarak ölür giderdik. Tedbir alınırdı ama millet olmazdı”

Memur Ahmet bey bu defa iyi kızdı; “O niyeymiş, yine muhalefet damarın kabardı herhalde?”

Köşedeki adam uyumlu çizgiye doğru yanaştı; “Bu işin muhalefeti olmaz ağalar.”

Memur Ahmet bey daha da köpürdü; “O zaman sen bizim devleti sevmiyor musun, hain misin, zalim misin, cahil misin?”

Köşedeki adam yelkenleri biraz daha indirdi; “Yahu iyi ki mahkeme değilsiniz, beni yargılamadan şuracıkta asıverirdiniz.”

Elektrikçi Hüseyin’in muhalefet damarı kabardı, “He valla, bak o işi iyi yapardık, zevk alanımız bile olurdu. Hey gidi günler hey” diyerek atalarının ipte sallandırdıklarını düşündü.

Köşedeki adam muhalefet Hüseyin’e kızdı; “O sizin insanlığınız…”

Çaycı Osman araya girdi; “Neyse kızma takılıyoruz, devam et.”

Köşedeki adam devam etti; “Virüs ilk olarak Türkiye’de çıksaydı, bütün dünya şu anda ölmüştü”

Elektrikçi Hüseyin kızarak “Çatlatma adamı, o niyeymiş.”

Köşedeki adam devam etti; “Çünkü bizde herkes ‘bana bir şey olmaz’ derdi ve hepimize birden olurdu.

Elektrikçi Hüseyin atıldı, “Bana bir şey olmazcılar çok ama o kadar da değil.”

Taksici Suat atıldı, “Yahu millet utancından maske takmazdı, el âlem ne der diye”

Kuaför Kerem söze girdi, “He ya sonra ‘koca adama bak, bir de maske takmış’ derlerdi.”

Berber Reşit, “Yok yok, “Ay bu bana yakışmış mı kız” diyenler yüzünden maske modası çıkardı, renkli renkli, allı pullu.

Köşedeki adam, “He bir de işin o yönü var.”

Kuaför Kerem, “Markalı maske de olurdu o zaman. Birisi 7 lira, birisi 107 lira. Yok diğeri 7 bin lira.”

Elektrikçi Hüseyin, “Tabii canım, zenginin maskesi de zengin olmalı.”

Berber Reşit, “Sınıf farkı hoş değil ama bir kalite farkı olmalı.” diyerek açık kapı bıraktı.

Köşedeki adam, “Bakın gördünüz mü, ben size dedim. Bu virüs ilk önce Çin’de değil de bizde olsaydı, biz meselenin özünü tartışan değil, kabuğunu kaşıyan olurduk.”

Memur Ahmet bey “Bak bu konuda haklısın. Bir türlü meselenin özüne inemiyoruz. Hep bize gösterilenle yetinmeye çalışıyoruz.”

Köşedeki adam, “Çalışmıyoruz da, yetiniyoruz.”

Köşedeki adam, “Çok hazırcı olduk. Bizim yerimize düşünenler, bizim yerimize araştıranlar, bizim yerimize karar verenler nedeniyle solda sıfır olup çıktık.”

Elektrikçi Hüseyin yerinden kalkarak, “Vakit çok geç oldu, bana müsaade.” dedi.

Çaycı Osman, “Kaç kaç, evde içişleri bakanı bekliyor.”

Köşedeki adam, “Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, saatlerdir şurada dünyayı kasıp kavuran ve belki de dünyanın sonu olacak bir virüsü yine laf kalabalığına boğduk, yine kabuğuyla tartıştık. Belki bir tek ABeDe’nin işin içinde parmağı değil, bütün vücudunun olabileceği fikrini edindik, hepsi bu.”

Berber Reşit, “Öyle deme Cemal ağa, bu bile başarı. Biz aslında maskeden öteye gidemezdik. Çinlilerin ne yediğinden, aslında bu virüsü hak ettiklerinden bile emindik…”

Köşedeki adam, “Sen de haklısın, sen de haklısın…” diyerek yerinden kalktı.

Kahvenin daimi müşterileri dağıldı, çaycı Osman da boşları toplayıp tezgâha koyarak ocağı kapatıp çıktı. Boşları sabah hallederim diye düşündü. Kafası çok karışmıştı. Ya bu virüs dünyanın sonunu getirirse. Sonra eliyle boş ver işareti yaparak, “Bana bir şey olmaz” deyip, ekmek teknesinin kapısını kilitleyerek karanlığa karıştı…

26 Şubat 2020 Naif Karabatak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir