Bolu’nun Fosseptik Çukuru

14 ay Bolu’da askerlik yapınca, Bolu beyi ile Köroğlu’nun hikâyesini okumaya çok uzun bir zaman bulduğumu söylemeliyim. “Benden selam olsun Bolu Beyine” türküsünü dinlemek bir başkadır ama onun hikâyesini bilmek çok daha başkadır.

Askerliği bitireli 35 yıl olmuş. O günkü Bolu ile bugünkü Bolu arasında fark var, fark olmayanlar da var. Mesela o zamanlar Bolu’nun altyapısı tam değildi, her yerde Fosseptik Çukuru vardı. Bugünün Bolu’su altyapısı ve üstyapısı modern bir kent.

Askerlik yaptığım 14 ay boyunca Bolu’nun soğuk havasında iliklerime kadar üşüdüm, serin ve temiz havasını ciğerlerime çektim, buz gibi suyunu kana kana içtim. Soğuk havada, sıcak saleple içimi ısıttım. Küçük ama şirin şehrin birçok yerini adım adım gezdim, karış karış ezberledim.

Köroğlu’nun babası Yusuf’a haksızlık eden Bolu Beyinin zalimliğiyle, Köroğlu’nun kanı kanla temizleyen zalimliğini kıyaslayacak çok zamanım oldu.

Hikâyeyi bilirsiniz…

Kısaca anlatayım.

Bolu Beyi, at meraklısıdır. Atçılıkta usta olan seyisi Yusuf’tan en güzel, en cins atı bulup getirmesini ister. Yusuf, Fırat’ın kıyısına kadar giderek bir tay bulur. Tay gösterişli değildir, henüz küçüktür ama cinstir. Büyüdüğünde çok iyi bir kısrak olacağına şüphesi bile yoktur.

Yusuf, sevinerek tayı alır, Bolu Beyine götürür. Çirkin ve çelimsiz tayı gören Bolu Beyi, seyisin kendisiyle dalga geçtiğini, alaya aldığını düşünerek onun gözüne mil çektirir ve Bolu’dan kovar. Dönemin en iyi seyisi olan Yusuf, kör halde bir başka yerde yaşamını sürdürür, tayı da yetiştirir. Bu arada oğlu Ali’yi de bir cengâver olarak yetiştirmektedir.

Gözleri görmeyen seyis Yusuf, bir gece rüyasında Hızır’ı (as) görür. Hızır, Yusuf’a gençlik ve kuvveti elde edeceği üç köpükle ilgili yapacaklarını anlatır. Yusuf sabah uyandığında oğlu Ali’yi de alarak Bingöl dağlarına, üç köpüğü elde edeceği Aras ırmağında bekler ve sonuçta Hızır’ın dediği gibi üç köpüğü elde eder. Ancak köpüğü kendi yerine oğlu Ali içer. Seyis Yusuf, Bolu beyinden intikamını oğlunun alacağını düşünerek, rahatlar.

Ancak Bolu Beyinden intikam alacak olan Ali, yani Körün oğlu, yani Köroğlu, Hızır’ın tarifiyle içtiği köpükle elde ettiği gençlik ve kuvvetini eşkıyalıkta kullanır. Yaptığı soygunlarla, talanlarla, baskınlarla nam salar. Sonra da Bolu beyinden uzun mücadeleler sonucu intikamını alır.

***

Hikâye böyle ama bu hikâye, ne Bolu Beyini anlatmaya yeterli ne de Köroğlu’nu. İkisinin de bir intikam, bir haksızlık dışında hayatları var.

Bolu beyinin, bey sofrası meşhur mesela…

Gönül sofrası da, yemek sofrası da meşhur. Gelene git demez Bolu beyi; hem sofrasını açar hem yüreğini. Kendisine sığınanı bir kenara atmaz, ona bir, sana on diye zalimlik yapmaz. Saçının veya gözünün rengine göre insanları ayırmaz, derisinin rengini dışlama sebebi saymaz. İnsanların terini koklayarak, onları dışlamaz. Zulümden kaçıp geleni geri göndermez. Bir Ensar olur her muhacirin tam yanında…

Köroğlu, eşkıyalığın dışında aynı zamanda bir halk ozanıdır. Sazının teliyle gönlünden çıkıp, dilinden dökülen sözler bir ahenk olur, yüzyıllardır söylenir durur.

Sonuçta ikisi de Bolulu…

Her Bolulunun gönlünde yatar Bolu beyi ve Köroğlu, bir de tabii ki lezzetli yemek yapan aşçıları.

Hiç kimse şimdi unutulmuş olan Bolu’nun Fosseptik Çukuru olmak istemez. Hiçbir kentte, hiçbir kimse o kentin fosseptik çukuru olmak, içindeki pislikle yaşamak istemez. Hele hele hiç kimse bir fosseptik çukurunu “yönetici” koltuğuna oturtup, ona yetki vermez.

Demokrasinin cilvelerinden birisi, belki de bu; Sandığa gidiyorsunuz, bir seçim yapıyorsunuz.

Bazen iyi insan, iyi yönetici seçiyorsun. (Bu ikisi bir araya zor geliyor ama gelince de düğün oluyor, bayram oluyor. O kentin, o yörede yaşayanların güvenle, huzurla ve rahat yaşayacağı bir dönemin başlangıcı oluyor.)

Ama bazen iyi insan ama kötü yönetici seçiyorsun.

Bazen iyi yönetici ama kötü insan seçiyorsun.

Bazen de hem kötü insan hem kötü yönetici seçiyorsun ve bu o şehrin felaketi oluyor.

Bazen de Fosseptik Çukuru denk geliyor o şehre ve o şehirde yaşayan herkese.

Ve kokusu dört bir yanı sarıyor.

Sadece Bolu’da değil, eskiden ülkenin her yanında Fosseptik Çukuru vardı ama o çukur, “yönetmeye talip” değil, şehirde yaşayanların pisliğini toplamaya adaydı.

Yönetmeye talip olan çukurlar da oluyor işte, demokrasinin cilvesi…

Hem atalarımız ne demiş; Gönül bu, ota da konar, boka da…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir