Devrim, kafadaki şablonu değişmektir

Henüz çok taze olmasına rağmen, Afganistan’da Taliban sürüsünün işgalini devrim olarak görenler de var, ihtilal olduğunu söyleyenler de var. Ancak gerçek ne o, ne bu, ne diğeri. Kafadaki şablonu değişmeden devrim yapmak zaten mümkün değil ve ortada bir devrim yok, devrilenler elbet var.

Görünen köyün kılavuz istemediğini elbet biliyoruz. Arada bir yanılma olsa da, genel kanı, yapılanlar, yapılacakların teminatı olmasıdır. Salt bu açıdan darbelere bakmak istiyorum.

İnsanlar düşmanı olduğu yönetimleri devirmek ister. Yerine çok daha iyisini inşa edeceklerini söylerler. Bu her ülkede, her toplumda ve her devirde olmuştur, oluyor, olmaya da devam edecektir.

Ancak, tarih boyunca darbelere, ihtilallere, devrimlere, ayaklanmalara, sonuçta iktidarı değiştiren girişimlere baktığımızda değişen çok şeyin olmadığını görürüz. Ali’nin yönettiğini, Veli yönetecektir. Ali’nin yerine Veli geçecektir. Ali’nin zulmünü Veli devralacaktır. Ali’nin çaldığını Veli çalacaktır. Ha Ali-Veli ha Veli-Ali fark eden bir şey olmayacak, halk bunu anladığında da çok geç olacaktır.

Bir şeyin yerine bir başka şey koyduğunuzda öncekini aratmamalı.

Çünkü yapılan girişim “daha iyisi” adına yapılmak istenmiş, yıllarca onun için beklenmiş, çalışılmış, çabalanmış, belki dualar edilmiş. Ancak yerine ikame edilen şey, bir ucubeden başkası değil.

Kötülediğiniz günlerde sahip olduğunuz özgürlüğe rahmet okutacak bir korkuya yerini bırakıyorsa, yapılan bir devrim değil, bir ihtilal değil, bir ayaklanmanın zafere erişmesi değil, kendi hapishaneni kendin kurmanın farklı versiyonudur.

Türkiye bu açıdan en tecrübeli ülkelerden birisi.

Elbette bizde Ortadoğu’daki gibi hiç olmadı.

Ama 3 kıtada at oynatan Osmanlı’dan, bütün ülkelerin önünde el pençe divan duran ülke konumuna geldik. Yine de bugün geldiğimiz noktayı beğenmeyenler, yarın gelmesini istedikleri noktayı yaşanmaz kılacak olanlardır.

1960 ve 1980 başta olmak üzere muhtıralar, darbe girişimleri, balans ayarları, gözdağı vermeler, tehditler, kulak çekmeler, boyun eğdirmeler.. hepsini topladığınızda, bir öncekinden daha kötü konuma geldiğimiz bir gerçektir. Her seferinde “benim istediğim gibi olacaksın” dayatması vardır. 15 Temmuz’da ise bütün bunlara rahmet okutacak bir işgal girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.

Mısır’da elde edilen özgürlüğün yüzde biri bile şu an yoksa yapılanın adına ne derseniz deyin, bir işgalden ötesi değildir. Sadece işgal eden düşman kuvvetleri değil, dost bilinen alçaklardır.

Suriye’de olan da aynı. Irak’ta olan da aynı.

Bir öncekinden daha iyi olsun diye yapılan kalkışmayı, bir öncekinden daha kötü olmasını sağlamaya ne devrim denir ne ihtilal ne özgürlük mücadelesi.

Filistin yıllardır aynı.

Irak aynı, İran aynı ve şimdi ve önceden de Afganistan aynıydı…

24 Aralık 1979 tarihinde başlayıp, 15 Şubat 1989’da sona eren 9 yıllık savaşı kazanan Afganistan, kendi vampirlerini yenememişti.

Devrim, mevcudu değiştirirken yerine senin mevcudunu koymak değil, farklı anlayışı, farklı bakış açısını, farklı yaklaşımı ortaya koymak ve insanları bir önceki günden daha özgür, daha müreffeh, daha huzurlu, daha güvenli, daha mutlu bir güne uyandırmaktır.

Onun putunun yerine benim putumu koymak devrim değildir.

Onun yasaklarının yerine benim yasaklarımı koymam da devrim değildir.

Onun korkularının yerine benim korkularımın geçmesi de bir devrim diye lanse edilemez.

Devrim, kafalardaki şablonu değişmekle başlar.

Putlara karşıysam eğer, bütün putlara karşıyım, kafalardaki putlara da karşıyım, meydanlara dikilen putlara da. Putun kim olması, kimi temsil etmesi, kimi anlatması, kimi ifade etmesi bir önem taşımaz. Biz puta karşıyız, onun putuna, bunun putuna, şunun putuna değil.

Eğer onun putunun yerine benim putumu koyacaksanız, oturun oturduğunuz yerde.

Onun resmini indirip, benim resmimi asacaksanız da oturun oturduğunuz yerde.

İnsanların daha özgür düşünmesini, daha özgür yaşamasını, daha müreffeh yarınlara ulaşmasını, daha korkusuz kalmasını sağlayamıyorsanız, oturun oturduğunuz yerde.

1979 yılında Afganistan’daki Marksist yönetime karşı girişilen kalkışma, aradan geçen 42 yılda çok daha kötü olmuş, bugün çok daha kötü olacağının ayak sesleri kendisini göstermiştir.

Marksist yönetime karşı İslami yönetim öneren Afganlılar, kafalarındaki şablonu değişmeyi unutmuştu. Bir putun yerine bir başka putu koymayı yeterli sanmışlardı. Tıpkı İran gibi, tıpkı Irak gibi…

Yazık, sonuçta kazanan vampirler oluyor, kaybeden koca bir millet…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir