En iyi örnek, en kötüsüdür!

Özellikle okul sıralarında eğitim gören öğrencilerimize “iyi örnekler” sıkça sunulur. Eğitimde iyi örnekler, yurdun dört bir yanında ‘iyi’ diyerek “örnek” gösterilir. Mesela herhangi bir Hukuk Fakültesinde eğitim gören öğrenci, tahsil hayatı boyunca çok sayıda iyi örneğin konuşmalarına katılır, konferanslarını dinler, “üstat” diyeceği mesleğin duayenleriyle hasbihal etme şansı yakalar.

Bu şansı yakalayan öğrenciler, üstatlarının büyük bedel ödeyerek edindiği tecrübeleri aklının bir köşesine yazar ve böylece çocuklarımız, mesleğin iyisi nasıl olunur öğrenir. Belki bu iyi örnekleri meslek hayatına uygular, belki uygulamaz ama uygulaması gereken iyinin farkınadır.

Ama hiç kötü örnek göstermezler…

Bak evladım, bu amca/bu abla gibi sakın olma!”, demezler.

Tıp Fakültesinde de bunu söylemezler.

Diş Hekimliğinde de.

Hatta Güzel Sanatlarda da bunu diyen çıkmaz.

Siyasette bunu diyen hiç bulunmaz.

Basın yayın sektöründe de olmaz.

Esnaflar arasında da bunu bulamazsınız; en kötü lokanta seçilmez, en kötü bakkalı göremezsiniz, en kötü terzi, en kötü berber, en kötü kuaför.. bütün bunların örneği yok, olamaz da…

En kötü idareci diye örnek gösterilen, çıkıp konferans veren bulamazsınız.

Mesela en kötü milletvekili, en kötü belediye başkanı, en kötü kurum amiri, en kötü sivil toplum kuruluşu mensubu

Örnekleri o kadar çoğaltabiliriz ki, buna sayfalar yetmez…

Hatta “en kötü” diye tarif edilen bir meslek veya unvanı gördüğünüzde “Bak bu örnekten bizim ilde de var” diyecek tam 81 tane ilimiz var.

Bazılarında bir tek “kötü” örnek var, bazılarında birden çok, bazılarında onlarca, belki de yüzlerce…

Sizce hangisi şanslı?

Kötü örneği çok olan şehirler mi daha şanslı, iyi örneği çok olan şehirler mi?

Soruyu biraz daha açayım…

Elbette bir şehrin kalkınması, gelişmesi, hep daha ileriye, daha ileriye gitmesi için ‘iyi örneklerin görevde’ ve ‘etkin’ olması lazım.

Böylece gönülden gelen bir aşkla, bir sevgiyle, özelliklede çıkar peşinde koşmadan çalışan ‘etkili’ ve ‘yetkili’ insanlar o şehre ve o şehrin insanlarına çok şey katar.

O şehirde eğitim gören veya aynı yolun yolcusu olan geriden gelen gençler ise “iyi örneklere bakarak” yoluna devam ederler.

Ama hiç kötüyü görmezler.

Eğer iyi olunmazsa, o kente neler olacağını bilmezler.

Bu konuda tecrübe sahibi değillerdir; milletvekilleri iyi çalışıyor, belediye başkanları iyi çalışıyor, yöneticileri iyi çalışıyor, sivil inisiyatifleri iyi çalışıyor, iyi bir eğitimcileri var, iyi okullarda okuyorlar, iyi hastanede tedavi görüyor, iyi yerlerde yaşıyor, iyi yerlerde geziyorlar, iyi yerlerde dinleniyorlar…

Ama kötüyü bilmiyorlar…

Nasıl milletvekili olunmaz mesela, haberleri bile yok…

Sakın bu amca gibi belediye başkanı olma” diye örneği bulunmaz.

Bak bir kurum böyle yönetilmez” diye okullarda ders olarak okutulacak, öğrencilere gösterilecek numuneye rastlayamayız.

Sakın bunun gibi gazeteci olma!

Sakın bunun gibi yazar olma!

Böyle esnaflık yapma!

Böyle eğitimci olma!

Böyle adalet arama!

Böyle adalet dağıtma!

Böyle tedavi etme!

Yani doğrular ve yanlışlar ama yaşayan örnek üzerinden, farazi değil.

81 ilde doğru örnek de var yanlış örnek de…

Bazılarında iyi çoktur, bazılarında kötü. Bazılarında da sadece birisi ya iyisi ya kötüsü!

Sizce hangi şehir daha şanslı?

Veya böyle şanslı olanlar var mı?

Çünkü –istisnasız– hepimiz başarılıyız.

Herkesin başarılı(!) olduğu yerde başarısızını bulunma şansı yoktur.

Görevini layıkıyla(!) yapanların olduğu yerde, görevini kötü yapana rastlamak mümkün değildir.

Böyle bir şey mümkün olmadığı için okullarda “Sakın bu amca/bu abla gibi olmayın” etkinlikleri düzenlenmiyor, konferansları verilmiyor, çalıştayları yapılmıyor, panellerine rastlayamıyoruz.

Çünkü hepimiz görevimizi çok iyi yapıyoruz; bu yazıyı da en iyi yazarın kaleminden okuyorsunuz!

25 Aralık 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir