Gökten Düşen Üç Elma Yok Artık

Her hikâyeyi yazan bir hikâyeci var, olmalı da. Hatta her hikâyenin kahramanları da olmalı. İyiler daha çok olmalı, kötüler hep yenilmeli. Sonunda mutlu olan güzel insanlar, hakkını alan haklılar olmalı. Seven sevdiğine kavuşmalı; hiç kimse bir diğerini kıskanmamalı. Herkes sonunda başarmalı ama çok çabalamalı, emeğinin karşılığını almalı. İnsanlar konuşarak anlaşmalı. Hayvanlar da dile gelmeli, kendilerine yapılan eziyetleri bir bir anlatmalı.  

Yoksul hikâyeler yazılmalı, zengin hayatlar sürülmeli. Hikâyelerin yokluğu, hayatların varlığı para ediyor. Yoksul hikâyeler okumayı seviyoruz ama yoksul bir hayat yaşamak istemiyoruz; Hikâyesini seviyoruz, kendisini değil.

Bizim de bir hikâyemiz olmalı.

Herkesin bir hikâyesi olmalı. Senin de bir hikâyen olmalı.. senin de, onun da, bunun da, şunun da. Hatta diğerinin de bir hikâyesi olmalı, şu ötedekini es geçmemeli. Sessizce bir köşede ağlayan, ağlarken sesi duyulmayan, kahkahasıyla kulaklarımızı tırmalayan, bir köşede kalan, boynumuzdan inmeyenin de bir hikâyesi olmalı. Zalimlerin de hikâyesi olmalı, mazlumların da…

İyilerin hikâyesini yazanlar iyi atlara binip gittiğinden beri, kötülerin hikâyesi yazılır oldu, çirkin atlarla geri gelenler tarafından…

Ama bizim de bir hikâyemiz olmalı…

Belki iyi, belki kötü, belki sessiz, belki nefessiz, belki etkili, belki etkisiz ama bizim de bir hikâyemiz olmalı.

Bazen seven, bazen nefret eden, bazen üzülen, bazen mutlu olan, bazen ne olduğunu anlamayan…

Biraz kazanan, biraz kaybeden, biraz gülen, biraz ağlayan, çok seven, belki de hiç sevilmeyen…

Bazısında başrolde, bazısında diğer rollerde.

Kimi hikâyede iyi karakter, kiminde kötü, kiminde de etkisiz eleman.

Ne olursa olsun bizim de hikâyemizi yazan olmalı; Birazını yüce yaradan, birazını biz, belki kalanını da sevdiklerimiz veya sevmediklerimiz. Sahi  ‘Levh-i mahfuz’ da, bizim bölüm nasıl anlatılır, okuma şansısına ne zaman kavuşuruz?

Hikâye yazan kalmadı artık; iyi hikâyeler sevilmiyor, kötü hikâyeler kapış kapış gidiyor.

Sonu iyi biten hikâyelere hasret kaldık.

İyilerin kazandığı hikâyeler de artık yazılmıyor.

Kötülük geçer akçe oldu.

Güçlü olmak, haklı olmanın ilk şartı yeni nesil hikâyelerde.

Kazanmak için her şeyi mubah görenler revaçta şimdi.

Mezhebi çok geniş yeni kahramanların, bir değer yargısı yok.

Asla yapmaz dediğimiz her şeyi yapan kahramanlara sahibiz artık.

Suç hanesi ne kadar çoksa o kadar seveni var yeni tip kahramanların.

Sevmek de yok yeni hikâyelerde…

Yeni Mecnunlar yok artık, yeni Leylalar bir gecelik aşktan ibaret.

Hiç kimse dağları delmiyor, açılan tünellerden geçiyor karşıya. Belki de ondandır ne Şirin var ne Ferhat.

Kırmızı başlıklı kızın saflığı da kalmadı ama yine de kurtlar kuzu bulmakta zorlanmıyor.

Aynalar ayrım yapmıyor, herkese güzel olduğunu söylüyor; dili lal olsa bu defa estetik uzmanlar sorunu çözüyor.

Artık Geppetto’lar yok, çocuk olmuyor diye bir tahta Pinokyo’yu seveceğine, tüpten bebek yapıyorlar, yaşlısı da, genci de…

Uyuyan güzeli öpüp uyandıran prensler de kalmadı, sapıklar dadandı her bir yanı.

Hikâyelerin bütün aktörleri değişti, bütün mekânları farklılaştı, değeri de yok artık, yargısı da…

Bir varmış, bir yokmuş diye başlayan hikâyeler kalmadı; Develer artık tellal olmuyor, pirelerin berberliği de bitti. Annemizin beşiğini salladığımız gerçeğine inanan çocuklar da kalmadı.

Hülasa hikâyelerin başı değişti. Ortası belli değil. Her an her şey olabiliyor; bir salgın, bir deprem, bir afet veya bir afat!

Hikâyelerin sonu da değişti; Artık gökten üç elma düşmüyor, düşse de soframıza değil, kafamıza denk geliyor, bir darbe de ondan yiyoruz!

Biz darbe yiyoruz, onlar dünyayı. Önlerinden bize bir şey kalmıyor, kalsa da ancak acısı.

Dünyanın bütün sevincini kendi elimizle sunuyoruz başkalarına, bize kalan üzüntüsü oluyor.

Devlet kuşu da konmuyor hiç kimsenin başına; kimisi ihaleyle alıyor, kimisi ilişkilerini çok iyi kullanıyor.

Şans gülmüyor belki gariplerin yüzüne belki de garipler değişti, yüzüne gülünenler hep zenginler oldu.

Ama buna rağmen iyi insanlar, bir yerlerde iyi hikâyelere konu oluyor ve belki biz okuyamıyoruz ve belki biz göremiyoruz ve belki de iyi hikâyeyi yazan bizzat bizleriz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir