Hep Bir Şeyler Eksikti

Hayatımızın her döneminde bir şeyler eksik kaldı. Ne kadar zengin olursak olalım, ne kadar fakir düşersek düşelim, ne kadar yüksek makamlara çıkarsak çıkalım, ne kadar yüksek makamlardan aşağıya yuvarlanırsak yuvarlanalım, hep bir şeyler eksik kaldı.

Belki insanoğludur bu, doymaz deyip geçiştirdik ama bu öyle değildi.

Bazen basit şeylerdi eksik olan; sanki tüm hayatmış gibi noksanlığı hissedilen.

Bazen oyuncak bir bebek, bazen tahtadan bir araba.

Bazen bir avuç kırık leblebi, bazen elimizden alınan şeker.

Bazen annemizin tatlı azarı, bazen babamızın babacan öğütleri.

Bazen sobadaki odun, bazen sobanın başına üşüşen aile fertleri.

Bazen evin içindeki huzur, bazen yüzlerdeki mutluluk.

Bazı şeyler parayla olmuyor.

Parayla olmayanlar hayatı zehir haline getiriyor.

Bazen paradır zehrin ta kendisi, bazen zehrin kendisidir para.

Neyi ne zaman özleyeceğimiz belli olmuyor.

Sahip olduklarımızın ne kadar önemli olduğunu kaybetmeden anlamıyoruz. Bu bazen bir iğne, bazen bir iplik, bazen bir kendir…

Eksik olan bazen bir arkadaştır, bazen bir arkadaştan da ötesi.

Aklımıza geldiğinde burnumuzun direğinin sızladıklarıydı belki eksik olan. Belki de zamanında kıymetini bilmediğimizdir burnumuzun direğini sızlatan.

Kim bilir ki, ne zaman neyin eksikliğini hissedeceğimizi…

Soğuk ve uzun kış gecelerinde başımızı sokacağımız bir ev, sobanın başına doluşan bir ailemiz vardı ama sobayı dolduracak odun yoktu, kömür yoktu, içimizi ısıtacak sıcaklık yoktu. Her şey tamamdı belki, bir şeyler eksikti. Belki de her şey eksikti, tamam sandığımızda bir sıkıntı vardı.

Kiminin sobası yoktu, kiminin sobasının içindeki yakıtı…

Kiminin sobayı koyacak bir evi yoktu, kiminin sobanın başına üşüşecek ailesi.

Her şey tamam sandığımızda yine bir şeyler eksikti; sıcak yuvada eksik olan belki mutluluktu, belki huzurdu, belki güvendi.

Kiminin oğlu yoktu, kiminin kızı çoktu.

Kimi bebe sesine hasretti, kimisi çocukları evden kovardı.

Kimisi eve girmek istemiyordu, kimisi evden dışarı adımını atmak istemiyordu.

Birine çok olan, diğerine az oluyordu; birine az olan, diğerinin hayatını idamesine yeterliydi.

Kiminin dişinin kovuğuna yetmiyordu, kiminin dişi asla öyle bir şey göremiyordu.

Herkesin bir şeyleri eksikti.

Kimisinin kârdan zararı vardı, kimi zarardan kâr etmişti, kiminin hayatı hep zarardı, kimi doğuştan kârlıydı.

Kimi üşüyordu, kimi serin buluyordu havayı.

Kimi sıcaktan bunalmıştı, kimi sıcağa hasret yaşıyordu.

Kimin neye ihtiyacı olduğunu bilmiyorduk ama herkesin bir şeylere, bazılarının da çok şeylere ihtiyacı vardı.

Dokuz kişiye bir pay yetiyordu ama bir kişiye dokuz pay az geliyordu.

Dünyanın bir numaralı zengininin de şikayet edeceği konu çoktu, ayda eline bir lira geçmeyen garibanımın da…

Şükür kimdeydi, şikayet kimdeydi, sabır kimdeydi, sebat kimdeydi, azim kimdeydi, çalışma kimdeydi, emek kimdeydi, hasret kimdeydi, özlem kimdeydi..

O kadar şeyi karıştırıyor, o kadar değerleri ayaklar altına alıyoruz ki, kimin kim olduğunu karıştırıyoruz.

Her zaman, her yerde, her devirde, her durumda, her şartta bir şeyler eksik kaldı. Bu durum mezara gittiğimizde de değişmeyecek. Dualar eksik kalacak, ameller eksik kalacak, sevaplar eksik kalacak ve belki de fazla olanlar bizim cürmümüz olacak.

Ramazan geldi, bereketiyle ama kafamızı camdan dışarıya çıkaramadık. Ramazan geldi, huşusu kalmadı.

Bayram geldi, sevinci yoktu.

Filistin başta olmak üzere, zulüm her yerde sürüyor, hastalık her yerde kol geziyor.

Kimi pandeminiin mağduru oldu, kimi pandeminin zengini. Kimi savaşın mağduru, kimi savaşın kazananı.

Birine yarayan, diğerini zarara soktu.

Zarara uğrayanların zararıyla servetine servet katanlar vardı.

Birinin çaldığı eksik kaldı, birisi ekmek parasını denkleştiremedi.

Kimi özgürlüğe hasret yaşadı, kimi özgürlüğün ne olduğunu bir türlü anlayamadı.

Her sabah uyandığında, yataktan her doğrulduğunda, kapıdan her adımını attığında gördüğü masmavi gökyüzünü, yürüdüğü yolları, arşınladığı mesafeleri, içine çekerek izlediği manzarayı, içtiği bir tas suyu, yediği bir kap yemeği, büktüğü bir parça ekmeğin kıymetini bilemedi.

Bir dost elini, bir sevgi dolu bakışı, bir hasretle dokunuşun nasıl bir lütuf olduğunu kavrayamadı.

Dünya böyle bir şey, dünya böyle bir yer; doymayı bekleyen, aç kalandır.

Hayırlı bayramlar, kutlayabilirsek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir