İyi bir yazı nasıl yazılmaz!

Kötü bir yazı nasıl yazılır hepimiz biliyoruz. İyi bir yazının nasıl yazılacağı konusunda da eğitimler veriliyor, kurslar düzenleniyor, uzaktan veya yakından destekler veriliyor. Hatta iyi bir okur olunca, iyi bir yazar olmanın yolu da aralanmış oluyor. Böylece iyi bir yazı nasıl yazılır öğreniyorsunuz…

Ama iyi bir yazı nasıl yazılmaz, işte orası biraz karışık…

Bunun için önce iyi bir yazı yazmanız lazım…

İyi bir yazı yazmamak için, önce iyi yazı yazmak lazım.

Belki de ölümü göstermeden önce sıtmaya razı etmek gerekiyor.

Kim bilir, belki de kendini en kötü sona hazırlamak için önce iyiyi, önce doğruyu, önce gerçeği ortaya koymak gerekiyor.

İyi bir yazı yazmak için iyi bir yazar olmak lazım, orası kesin…

Ama kötü bir yazı yazmak için de çok iyi yazar olmak lazım.

Daha doğrusu burası biraz karışık. Kafanızı çok fazla karıştırmamak için biraz açayım.

Kötü yazı yazan, zaten kötü yazardır.

Ama kötü yazı yazan iyi yazarlar varsa, orada biraz durmak, düşünmek, irdelemek gerekiyor.

Hatta o kötü yazıyı analiz etmek gerekiyor; Neden kötü yazı yazdı.

Oysa iyi yazı yazabiliyordu.

Kapasitesi vardı.

İyi yazacak bütün donanıma sahipti.

Şahsiyetliydi, onurluydu…

Bilgiliydi, birikimliydi…

Ama yayımlanan yazı, çok kötü bir yazı.

Okuduğunuz yazıyı kaleme alan ‘kötü yazar’ olsa gam yemeyeceksiniz.

Ama kötü yazıyı yazan iyi yazar olunca orada duruyorsunuz, düşünüyorsunuz, ölçüyorsunuz, tartıyorsunuz, kesiyorsunuz, biçiyorsunuz ya da hiç umursamıyorsunuz…

Ve sonunda o kötü yazının nasıl ortaya çıktı bilmiyorsunuz…

Ama artık bileceksiniz…

En azından bilmeniz için ufak tüyolar vereceğim.

Bir yazarın en iyi yazısı ‘kaygı’, ‘korku’ ve ‘beklenti’ olmadan, ‘kendi iradesi’yle yazdığı, ‘inancına’, ‘dünya görüşüne’, sahip olduğu ‘değerlere’ göre yazdığı yazıdır. Kimisi bundan ‘inanc’ı çıkarır, ‘değer yargısını’ çıkarır ama ben ekliyorum. Çünkü yazarın yazısı, onun dünya görüşünü yansıtmalı, olaylara hangi perspektiften baktığından emin olmalıyız. İnançtan, dünya görüşünden, değer yargılarından arınmış bir yazı samimi olmaz, eğreti durur.

Bir kaygı, bir korku ve bir beklenti sahibi olmadan yazınızı yazarsınız. Bunu da bilginizle, birikiminizle, üslubunuzla, kelimelere farklı farklı mana yükleyerek çok güzel bir yazı ortaya çıkarırsınız. Bu yazınızda hiç kimsenin ‘özel’ alanına girmez, hiç kimseye ‘hakaret’ etmezsiniz.

İyi bir yazı tamam.

Şimdi sırada o iyi yazıyı kötüleştirmek var.

İyi bir yazı nasıl yazılmaz, bütün cihana göstermeniz gerekiyor.

Çok basit aslında…

Önce o yazınızda kanunen ‘suç’ unsuru olan yerleri çıkarırsınız…

Sonra ‘mensubu’ bulunduğunuz siyasi partinin görüşüne uymayan yerleri çıkarırsınız.

Bir ‘patronunuz’ varsa, sakın onun çıkarlarına ters bir şey o yazıda bulunmasın, çabuk onları da ayıklayın…

Yazdığınız yazının yayınlandığı yayın organını ve o organda görev yapan sahibini, editörünü hatta onun bağlı bulunduğu ‘meslek’ örgütünü kızdıracak kelimeleri lütfen çabucak ayıklar mısınız?

Sonra bir dernek, bir vakıf veya legal ya da illegal herhangi bir oluşumla uzaktan, yakından, sağından, solundan, kenarından, köşesinden bir bağınız varsa, onların resmi ve gayri resmi görüşüne ‘ters’ olacak bütün bölümleri çıkarırsınız.

Eğer bir cemaat mensubuysanız, hocanızın, liderinizin, üstadınızın, abinizin, ablanızın.. neyse üstünüz, yanınız, yününüz, kenarınız, köşeniz.. hepsine dokunmayan, hepsinin görüşüne ters düşmeyen şekle sokarsınız, o güzelim yazıyı…

Sonra korkularınız gelir…

Belki küçük bir yerde yaşıyorsunuz, belki büyük bir yerde ama sonuçta adınız belli, sanınız belli, adresiniz belli, anneniz belli, babanız belli…

Size, ailenize, kardeşinize, amcanıza, amcanızın oğluna, dayınıza, dayınızın oğluna, teyzenize, teyze çocuklarına, komşunuza.. zarar verecek konular yazıda yer alıyorsa derhal onları çıkarın, ne olmaz, ne olmaz!

Ne yaparlar?’ sorusuna cevap olacak bütün kaygılarınızı o yazıdan çıkarın.

Sıra geldi beklentinize…

Siyasi bir aşama, bir makam, ihale, para, kaynak, iş, aş.. hasılı sizin veya size yakın duranların beklentilerine ters düşecek bölümleri de lütfen o yazıdan çıkarır mısınız?

Durun daha bitmedi…

Bu defa ‘beklentiniz’e uygun süslemeler yapmanız gerekiyor. Bazı kendini bilmezler buna ‘yalakalık’, ‘yağcılık’, ‘yıkama’, ‘yağlama’.. gibi hiç de şık olmayan yakıştırmalar yapıyor ama siz onlara bakmayın.

Beklentinize en uygun poh pohlamayı, yıkamayı, yağlamayı hiç esirgemeyin. Kaz gelecekse, tavuğu hiç umursamayın.

Elinize sağlık, hiç güzel bir yazı olmadı!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir