Kendi elimizle yeşerttiğimiz dikenler

-Diken ekilmesine göz yumanlara-

Mevlana’nın Mesnevi’sinde çok hoşuma giden bir hikâye vardı. “Diken Eken Adamın Hikâyesi”. Bir adamın kendi ektiği dikenle ahaliye verdiği zararı anlatsa da, aslında kendi elimizle ektiğimiz, kendi elimizle besleyip büyüttüğümüz dikenlere de örnek olması açısından dikkate değer bir örnektir.

Hikâyede sert huylu, aksi bir adamın yolun kenarına diktiği dikenlerden bahsedilir.

Önce yeşil ve körpe olan dikenler hiç kimseye zarar vermez. Belki yeşilliğiyle yola ayrı bir güzellik de katar. Çeşit olur belki, farklılık gibi görünür, yenilik olarak da algılanabilir. Farklılıklar güzelliktir diye de yorumlanabilir.

Ancak bir zaman sonra diken büyümeye başlar, yoldan geçenler dikene takılır. Kiminin gömleği, kiminin teni dikenle tanışır ve hiç memnun olmayacakları bir karşılaşma olur. Acı verir, iz bırakır.

Gün geçtikçe ahali daha çok rahatsız olur. Sürekli oradan geçerken vücudunun çeşitli yerlerini acıtan, elbisesini yırtan dikenlerle karşılaşmaktadırlar. Çocuklar daha da rahatsız olmakta, memnun olan da bulunmamaktadır.

Bu durum elbette kötü huylu adama iletilir. Adam “dikenleri sökmem, sana ne be kardeşim” demez, “sökeceğim” der ama sökmez. Bir süre sonra da zaten sökemez. Çünkü gücü yetmez.

Şikâyetler ne kadar artarsa artsın, adam hiçbir zaman “sökmeyeceğim” demez, “uyumlu bir tablo” çizer ama sökmez.

Yarın sökeceğim” der sökmez, “diğer gün sökeceğim” der sökmez. Birkaç gün müsaade ister, sökmez. Her seferinde ahaliye ve yörenin ileri gelenlerine verdiği sözü yerine getirmez. Hem zalim hem yalancı durumuna düşer.

Erenlerden birisi adama kızar; “Dikenleri sökmüyor, hep erteliyorsun ama dikenler gittikçe büyüyüp güçleniyor, sen de gittikçe gücünü kaybediyor ve yaşlanıyorsun”.

***

Kendi elimizle besleyip büyüttüğümüz dikenlerin ne kadar büyüdüğünü, ne kadar güçlendiğini ve ne kadar kök saldığını öğrendiğimizde hep iş işten geçiyor.

Kötü alışkanlıklar söz konusu olduğunda aklıma bu hikâye geliyor.

Vücudumuza zarar veren, zarar verdiğini bile bile terk edemediğimiz her zararlı olanı da o dikenlere benzetiyorum.

Siyasette de “hedefe varma” adına ekilen dikenlerin ne kadar büyüdüğünü, ne kadar güçlendiğini gördüğümde de aklıma bu hikâye geliyor.

Kendi gücünü sağlama almak için “hayatta asla bir arada olmaması” gerekenlerin bir araya geldiğinde bir tarafın/tarafların nasıl da güçlendiğini görmeyen kör siyasetçilere bakıp acıyorum.

Nasıl büyüttünüz bu dikenleri?

Hem size hem bize zarar verene kadar hiç mi farkına varmadınız?

Dikeni kökten söküp atma yerine dallarını budamaya kalktınız, böyle yaptıkça her seferinde daha da güçlendirdiniz.

Kendi elinizle yaptınız, kendiniz çekiyorsunuz, yetmiyor, en kötüsü bize de çektiriyorsunuz.

Sadece siyaset değil elbet, özellikle bizi içten içe kemiren her şey o diken gibi.

Zamanında söküp atmadığımız her kötü alışkanlık, her kötü huy, her kötü dost, bizim elimizle, bizim gücümüzle, bizim gölgemizle, bizim sırtımızla, bizden aldığı destekle serpilip büyüyor, güçlendikçe güçleniyor ve bizi içten içe kemiriyor.

Diken ekilmez.

En azından diken, dosta karşı ekilmez.

Kendimize karşı da diken ekilmez.

Diken, kendi bahçeni korumak için ekilir hem hayvandan hem de kötü niyetli insanlardan.

Özgürce yaşamamıza engel olacak dikenleri de kendi elimizle dikip, kendi elimizle besleyip büyütemeyiz.

Ama büyütüyoruz…

Bazılarının farkına varıyoruz, bazılarının hiç farkına varmıyoruz.

***

Ekilen her dikenin sonucunu tahmin etmek zor değil.

Yoldan geçen, dikene takılır, orası kesin. Eken de yoldan geçse takılır, ekmeyen de…

Özellikle siyasette bu diken ekicilere rastlamak mümkün. El birliğiyle ekilen dikenler de var. Bütün bir toplumun o dikenden zarar göreceğini bile bile ekilenler var. Henüz yeşilken hoş geliyor; değişiklik olur diyorsun, farklılığı görelim diye kendini kandırıyorsun, başka bitkiler de boy versin istiyorsun…

Belki de gül bahçesini darmadağın etmek için diken ekiyorsun. Sana göre gül, bana göre diken; bana göre gül, sana göre diken. Belki dikenin ta kendisidir gül, belki gülün ta kendisidir diken.

Bugünlerde İstanbul’a her baktığımda Mevlana’nın “Diken Eken Adamın Hikâyesi” aklıma geliyor. O diken, sadece bizi değil, elleriyle besleyip büyütenlere de yakında zarar vermeye başlayacak.

İşte o zaman birileri anlayacak, yola dikilen her diken, sadece parmak kanatmıyor, yürek kanatanları da bulunuyor…

Biz gülü biliyorduk, dikeninin de farkındaydık. Gülün hatırına ses çıkarmadığımız dikenler vardı. Dikenin hatırı yoktu, olsaydı da gülü kökünden biçip atacak değildik.

Elbette her gülün bir dikeni var ama unutulmasın ki, her dikenin bir gülü yok.

En kötüsü şimdi gül de yok; kaldık dikenlerle baş başa…

24 Temmuz 2019 Naif Karabatak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir