Kırılma noktası

Adam derin bir iç geçirdi ve artık hayatında hiçbir şeyin aynısı olamayacağını söyledi. Belki de yaşadığı bir kırılma noktasıydı; hayatının en önemli dönemecini geçmiş, en önemli kilometre taşını atlamıştı.

Belki de en önemli kavşak, bu kavşaktı; en önemli geçit, bu geçitti.

Hâsılı yaşadığı süre boyunca ‘eski’ ve ‘yeni’ diye anacağı bir milattı. Bundan böyle yaşadığı her şeyi ondan öncesi ve ondan sonrası diye değerlendirecekti.

Hepimiz hayatımızın belli bir döneminde “aklımızı başımıza alan” olaylar yaşarız.

Aklımız ne kadar başımıza gelir, başımıza gelen akıl ne kadar orada kalır bilinmez ama herkesin bir kırılma noktası ya da milat kabul edeceği bir dönüm noktası vardır. Bu, bazen bir kez, bazen çok kez karşılaştığı bir durum olsa da, bazı şeyler gerçekten de önceki gibi olmaz.

Bazen de yaşanan acı olay olup bittikten sonra ders almayı bırakıp, eski günlere döneriz.

Böylelerinde kırılma noktası, kırılana kadar, kırılan tamir edilene kadardır ve bir daha “kırılma” döneminin olmayacağına inanır, inandırılır.

Herkes gibi benim de zaman zaman milat kabul ettiğim olaylar olmuştur; kimisinden ders almış, kimisini unutup gitmişizdir.

Her ne olursa olsun, o günden sonra hayata çok daha farklı bakıyor, maddiyatı ve maneviyatı çok daha farklı yere oturtuyorsunuz.

Bugünlerde de sadece sen, ben, öteki, beriki değil, bütün dünya benzer bir kırılma noktasında; kim ders alacak, kim unutup gidecek bilmek mümkün değil.

Ama bilinen, böyle zamanlarda hayatınızda yer alan ve sizin için önemli olanlar çok daha öne çıkıyor.

Sevgi daha ağır basıyor.

Ailenin önemi kavranıyor.

Sağlığın kıymeti biliniyor.

Paranın her şey olmadığının bir kez daha farkına varılıyor.

Özgürlüğün önemi daha iyi anlaşılıyor.

Vatanın nasıl bir şey olduğunu öğreniyorsun.

Garip kalmanın acısını bir kez daha yaşamak istemiyorsun.

Mülteci olmanın dayanılmaz sancısını bir daha çekmeyi dilemiyorsun.

Hastane köşelerinde tavana bakarken geçirdiğin saniyeleri, dakikaları, saatleri, günleri, ayları ve belki de yılları bir kez daha yaşamamak için daha hassas oluyorsun.

Demir parmaklıkların ardında düşünecek çok zaman oluyor.

Nerede hata yaptığını, bir anlık öfkenin nelere mal olduğunu, durup, düşünmenin önemini, sabrın kıymetini anlıyorsun.

Hoşgörünün önemini daha iyi kavrıyorsun.

Günlük olarak yaptığın ama asla farkına varmadığın rutin alışkanlıklarını özlüyorsun.

Sokakta serbestçe yürüyüşünü, köşeyi dönerken korkmadan diğer sokağa veya caddeye çıkmanın güzelliğini kavrıyorsun.

Masmavi gökyüzünün sonsuzluğunda boğulmanın hazzının farkına varıyorsun.

Geceleri yıldızları saymayı, ayın güzelliğine bakmayı, kayan yıldızlara anlam yüklemenin güzelliğini bir kez daha hatırlıyorsun.

Denizin güzelliğini, martıların süzülüşünü, kuşların şakıyışını, böceklerin ötüşünü, çiçeklerin farklı farklı kokusunu daha iyi hissetmeye başlıyorsun.

Sabah kalktığında yanında eşinin olmasını, evin içinde çocuk seslerinin gelmesinin nasıl bir güzellik olduğunun farkına varıyorsun.

Ya da evde yaşlı da olsa, maddi olarak destek verme dönemini çok geride de bırakmış olsa annenin ve babanın varlığına ne kadar şükredeceğini düşünüyorsun, seviniyorsun.

Bir kız kardeşe sahip olmanın mutluluğunu kavrıyorsun.

Abi” veya “abla” diyerek kendini güvende hissedeceğin birisinin olmasının önemini de anlıyorsun, kol kanat gereceğin bir kardeşinin olmasının önemini de…

İyi veya kötü bir işe sahip olmanın önemini, sabahları kalkıp rızık aramanın güzelliğini, bir hayat koşturmacası içinde her gün yaptığın tatlı telaşın önemini daha iyi anlıyorsun.

Ya da bir kediye süt vermeyi, bir köpeği doyurmayı, avucunla bir kuşa su vermeyi ve onların sessiz şekilde sana teşekkürünün yüreğinizde meydana getirdiği kıpırtının güzelliğini hatırlıyorsun.

Açları doyurmayı, düşeni kaldırmayı, uzanan eli tutmayı, gecenin karanlığını üzerine yorgan yapanlara sahip çıkmayı.. bütün bunları yüksünmeden yapacak, gösterişe kaçmadan köşe bucak arayacak yüreğe sahip olmanın nasıl bir lütuf olduğunu bir kez daha anlıyorsun…

Aslında en güzeli ne biliyor musunuz, bütün bunları size hatırlatan bir olay olmadan, herhangi bir salgına veya hastalığa bulaşmadan, işsiz kalmadan, fakir düşmeden, esir kalmadan, sürgün edilmeden, yerinden-yurdundan olmadan önce farkına varmak ve şükretmektir.

Kırılma noktası mı, ne gerek var?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir