‘Şahsiyet’e dair birkaç kelam

Ekranları istila eden mafya-ağa konulu ucuz ve oldukça basit diziler arasında bir dizinin sıyrılarak ‘Uluslararası Emmy’ ödülünde adının geçmesi ve dizinin başrol oyuncusunun da ‘En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’ alması azımsanacak bir olay değil.

Doğrusunu söylemek gerekirse Şahsiyet dizisini, Haluk Bilginer’in ödül almasına kadar duymamıştım. Belki bu benim eksikliğimdi, belki de çok ucuz dizilerin ekranları kaplamasından olsa gerek ki, “dizilerin yüzüne bakılmaz” sandığımdandı.

Ödülle birlikte gözler Şahsiyet dizisine çevrildi.

Ben de öyle yaptım.

12 bölümlük dizinin tamamını dikkatle izledim.

Hakkını vermek gerekir ki, Şahsiyet, çekim olarak diğer dizilerden bir level önde. Sadece çekimi değil, kurgusu, müziği, konusu ve oyuncu kadrosuyla da önde. Hatta bazı alanlarda çok çok önde.

Buna rağmen eksiklikleri de var, yanlışlıkları da, aceleye getirilmiş yönleri de…

Övgü faslını geçince, ufak tefek eleştirilerde bulunmak, bu tarz dizilerin sayısını arttıracaktır diye düşünüyorum. Hep övgü olduğunda, daha iyiyi değil, benzerini veya daha kötüsünü yapma yarışı başlıyor. Tıpkı ucuz mafya dizileri gibi, tıpkı suyunu çıkardıkları ağalık dizileri gibi.

Şahsiyet farklı.

Öncelikle Şahsiyet, bir insanın şahsiyetini bulmasından öte güzel bir polisiye dizi, heyecanı pek kesilmeyen, merak uyandıran ve ilgiyle takip edilen bir konu.

Dizinin başrol oyuncusundan çok öte Haluk Bilginer, diziyi omuzlayıp götüren bir isim.

Diğer oyuncu kadrosu içinde “başarısıyla” şaşırtan isimler de var, “beklentinin altında” hatta çok vasat oyuncular da var.

Dizinin senaryosunu Hakan Günday kaleme almış. İhtimaldir ki, Hakan Günday, senaryoyu kaleme almadan önce Patrick Hughes’in yönetmenliğini yaptığı Kırmızı Tepe (Red Hill) filmini çok izlemiş…

Onur Saylak’ın başarılı yönetmenliğinde hayat bulan dizinin ana konusunu teşkil eden, hatta “çatı” diyeceğimiz konuyu bir yabancı filmden kopyalamak gerekir miydi, onun yerine farklı bir çatı konulamaz mıydı, elbette konurdu ama demek ki tercih kopyalama kolaycılığından yanaymış.

Kopya dışındaki “haberden uyarlama”, bir başka deyişle ‘gerçek olaylardan’ aktarılan bölümleri çok güzel.

Cansu Dere, doğrusu oyunculuğu götürüyor ama şu yüzündeki “çekimler bitse de eve gitsek” izleri olmasa…

Cansu Dere, dizide “Nevra” komiseri oynuyor ama bu “Nevra” iki defa “Neva”, bir defa da nasıl oluyorsa “Neşe” oluyor…

Nevra’nın komiserlikte henüz hiçbir başarısı yokken, ülkenin gündemine oturmasının bir altyapısı ve gerekçesi oluşturulmamış…

İstanbul’da 140 erkeğin çalıştığı Cinayet Büro Amirliğinde tek kadın çalışanın Nevra olması, “bir başarıdan sonra” ülke gündemine girecek bir yöndür.

Dizide Hüseyin Avni Danyal ve Necip Memili, oyun gücüyle öne çıkıyor.

Şebnem Bozoklu’nun oyunculuğu yok desem yeridir.

Metin Akdülger’in hayatında ‘gazeteci’ görmediğine eminim, en azından Türkiye’de görmediğine…

Müjde Ar ise çok vasat bir oyun sergiliyor. Tam bir hayal kırıklığı desem yeridir.

Ve tabii ki Hümeyra, çok başarılı ve olağanüstü…

Yer yer bazı sahneleri “yabancı filmlerden” alıntı olsa da, genel olarak güzel bir dizi.

Unutulan yerler de var. En önemlisi Deva karakterinde başarılı bir grafik çizen genç oyuncu Recep Usta’nın öncülüğünde başlatılan “Köpek Öldüren” web sitesinin hiç soruşturmalık olmaması.

Bazı sahneler çok daha sükseli yapılabilirdi ama bu da bütçe meselesi ve doğrusu ülkemizde dizi bütçeleri çok yüklü olmuyor, belki de olamıyor.

Sokak ağzı konuşma ve küfürler, diziyi biraz avamlaştırıyor, kaliteyi düşürüyor ama küfür seven bir kesim de var demek ki.

Dizide vicdan, merhamet, adalet ve hukuk üzerine çok güzel sözler var.

Ama bana göre en güzeli Kambura

Cemil karakterindeki Hüseyin Avni Danyal’ın söylediği gibi insanları burçlarına göre değil, doğduğu ve yaşadığı yere göre değerlendirmek lazım. Tıpkı burçlardaki gibi yükselen ve alçalanına da bakmak lazım

Anadolu’da yaşayan herkes, bir şekilde kendi köylerini, kasabalarını, ilçelerini, illerini Kambura ve Kamburalılara benzetecektir.

Küçük yerlerin dedikodusu, baskısı, gücü elinde bulunduranların ‘hakimiyet’ savaşı/mücadelesi, ayak oyunları, ‘memleketimizin adı kötüye çıkmasın’ diye halının altına süpürülen sorunlar, kirli ilişkiler.. hepsi Kambura’ya benzeyen her köyde, her kasabada, her ilçede ve her ilde vardır.

Bunu ben de hissettim, hatta bana çok yakın geldi!

Kamburalılar, sırtlarında kambur olan, canlarını acıtan, omuzlarında çok fazla ağırlık hissettiren asalaklardan bir kurtulsa, yaşadığımız veya yaşayamadığımız yerler çok da yaşanılır olurdu, öyle değil mi?

17 Aralık 2019

Naif Karabatak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir