Saza gelmeyin, gaza gelin!

Gaza gelmenin de saza gelmenin de ince taktikleri olmalı. Zaten millet olarak bu taktikler, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur. Ancak, gaza gelmek başka, gaza geldiğini duyurmak çok daha başkadır. İşte gaza geldiğini bütün cihana duyurmak için çok ince taktikler gerekiyor. Bu da doğuştan değil, sonradan öğreniliyor.

Gaza gelmek de, gaza getirmek de bir sanattır.

Biliyorsunuz ki, sanatsız kalan toplumların birkaç damarı kurumuş demektir.

Bu nedenle gaza gelmek önemli bir kazanımdır.

Gaza getirmek ise üstün bir başarıdır.

Bütün gaza getirenlerin mutlaka ödüllendirildiği bir alan ve mutlak bir ödüllendireni vardır.

Ama sakın gaza gelmeyle, saza gelmeyi karıştırmayın.

Saza herkes gider.

Neymiş efendim müzik kulağı olacakmış da, müzik zevki bulunacakmış da, neyse ney…

Oysa gaza gelmek için bütün bunlara gerek yok.

Önce bir test yapalım.

Gaza gelmeye müsait olup olmadığınızı bu testle anlayabilirsiniz. Böylece ne zaman ve nerede gaza geleceğiniz hakkında bir fikriniz olur. Bundan sonraki gaz eğitiminizi de bu minval üzere sürdürebilirsiniz.

Hatta sizin gibileri gaza getirmekten beslenen kesimler için “iyi bir malzeme” olup olmadığınızı böylece öğrenmiş olursunuz.

Bunun için kolay gaza gelmenin ince taktiklerini sayacağım. Aslında saydığım özelliklerin içinde o inceliklere siz rastlayacaksınız. Tabi ki okumayı bilirseniz.

Öncelikle “bağnaz” olacaksınız.

Bağnaz dediğimde hemen olaya tek taraflı bakmayın, çok taraflı bakın.

Sahip olduğunuz düşüncenin en doğru düşünce olduğuna inanıyorsanız, potansiyel bağnazsınız ve gaza en çabuk gelenler arasında sayılabilirsiniz. Durmayın, sevinin, hatta zil takıp oynayın. Birinci sıraya aldım sizi, ne mutlu size.

Sizin cemaatin “kurtarılmış cemaat” olduğuna inanıyorsanız, siz de birkaç zili alıp, gerdan kırabilirsiniz.

Desteklediğiniz partinizin dünyadaki yegâne parti olduğuna inanıyorsunuz ama sizin partiden geri kalanların tamamını Nuh’un gemisine binmeyenler olarak tarif ediyorsanız, siz sadece zil takmayın, üstüne birkaç flüt de alın…

Bulunduğunuz cemaatte “şu partiye oy verin” diye sizi koyun yerine koyan “abileriniz” ve “ablalarınız” varsa ve siz de “yahu bu ne diyor?” diye sorgulamaya başlamıyorsanız, ne mutlu size…

Terörü destekliyorsanız siz de çok mutlu olmalısınız…

Irkçılığı bir yaşam biçimi haline getiren şanslı kişilerdenseniz, ooo sizi de ilk sıraya almam gerekirdi, kusura bakmayın, oynayın, oynayın, kırın gerdanı durun.

Nefreti bir yaşam biçimi haline getirenlerdenseniz de birkaç takla atıp, sonra gerdan kırmaya başlayabilirsiniz.

Düşündüğünüzle söylediğiniz bir değilse de çok çabuk gaza gelme potansiyeline sahipsiniz demektir. Mesela bir terör örgütüne mensupsunuz ama “barış” diyorsunuz. Ya da bir terör örgütünün partisine ya da onun desteklediği bir oluşuma canı gönülden katılıyorsunuz ama ağzınızdan da demokrasi, barış, hak, hukuk, guguk gibi saçma sapan laflar çıkıyorsa siz gazı su yerine içiyorsunuzdur…

Sırf birine, bir lidere, bir siyasi partiye veya bir oluşuma olan gıcığınız nedeniyle hiç inanmadığınız, güvenmediğiniz, bir arada durmanızın mümkün bile olmadığı “iğrenç” diye nitelendirdiğiniz kişi, düşünce veya oluşumlarla el ele, kol kola, göz göze, diz dize olabiliyorsanız siz “iğrenç gazcı” konumuna yükselerek, ekstra ödüle değer bulunanlardansınız…

Bu arada sizin seçilmiş olmanız, geçilmiş olmanız silahlı olmanız, silahsız olmanız, takkeli olmanız, fesli olmanız, etekli olmanız, şalvarlı olmanız, başı açık olmanız, başı örtülü olmanız hiçbir şekilde durumu değiştirmeyecektir.

Yine namaz kılmanız, oruç tutmanız, hacca gitmeniz, Kelime-i Şehadet getirmeniz, zekât vermeniz, dinsiz olmanız, imansız olmanız, dinle, diyanetle uzaktan yakından alakasız olmanız da durumu değiştirmeyecektir.

Artık siz potansiyel gaz alacaklar arasında sayılabilirsiniz.

Hayatını ve varlık sebebini sizin alacağınız gaza göre şekillendirenler, her seçim döneminde, her geçim döneminde ve neredeyse işlerine yarayacak her haberde size gaz vermeyi iyi bilirler…

Ve sizin de “halen” gideriniz olduğu için gazı alıp, sosyal medyada, mikrofonlarda, TV ekranlarına, gazete köşelerinde, radyo mikrofonlarında ve internetin en dip köşelerinde nefretinizi kusabilirsiniz…

Sevinin, çok sevinin.. başkalarının dolgu malzemesi olduğunuz için sevinin.

Siz gaza gelin, onlar malı götürsün.

Siz gaza gelin, onlar darbeye kalkışsın.

Siz gaza gelin, onlar sizin nefretinizi başka ülkelerin ve terör örgütlerinin çıkarına alet etsin…

Siz sakın saza gelmeyin; gaza gelin, gazınızla beslenenleri, nefretinizle besleyin…

28 Haziran 2018 Naif Karabatak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir