Şehre bir dokunacaksınız, şehir kendine gelecek…

Kendi memleketime uzun yıllar sonra yaptığım ziyaretin aynı zamanda hayal kırıklığını da beraberinde getireceğini bilemezdim. Ne umuyordum ki, ne bulduğuma yandım diye de içimden geçirmedim değil.

İstanbul’da yaşamaya başladığımdan bu yana Adıyaman’la ilgili pek kalem oynatmadığım iyi bilinir. Bunun temel sebebi uzaktan gazel okumayı sevmediğimdendir. Üstelik de insanlar yaşadığı yerin yaşanabilir kılınması için mücadele etmelidir diye düşünür, inanırım.

***

Adıyaman’a ilk geldiğimde sıkıyönetim dönemini andıran polis noktalarıyla ilk şoku yaşamıştım. Elbet “yetkililerin” bir bildiği olmalıydı.

50 dereceye yakın sıcaklığın hüküm sürdüğü Adıyaman’da “serin mekân” bulunmaması, olanların da kapatılmış olması ikinci şoku yaşamama sebep oldu.

Açılması için yıllarca kalem oynattığımız, siyasilerin, STK’ların, yöneticilerin dil döktüğü Beşpınar mesire alanı kapatılmış.

Marina denilen bölge ise kaderine terk edilmiş.

Türkiye’nin ilk yüzen havuzu Gazihan Dede mesire alanı da kaderine terk edilen bir diğer yer. Türbenin de bulunduğu alan adeta bir çöplüğe dönmüş.

Mimar Sinan Kültür Parkı da savaştan çıkmış gibi.

Tadilatı sürse de, çay bölümlerinin çalışmaması çok kötü.

Orada çalışan bir WC ve WC’nin yanına hiç yakışmayan Nikâh Salonu.

Koca bir belediyenin nikâh salonu, tuvaletin bitişiğinde olmamalı.

Genç çiftler mutlu beraberliğine tuvalet kokusuyla başlamamalı…

Dün Güne Bakış Gazetemiz de manşette duyurmuştu, Eğriçay Parkında bir mescidin olmamasını, AK Partili belediyelerin hizmet anlayışına sığdıramadım.

***

Bir kez daha anladım ki, Adıyaman yeşili sevmiyor.

Lafa geldiğinde “Yeşil Adıyaman” demeyi seviyoruz ama yeşillendirmeyi sevmiyoruz. Sıkıyönetim zamanında askerin zoruyla diktiğimiz fidanlar da olmazsa Karadağ’da diğer dağlar gibi çorak kalacak.

Yöneticilerin, siyasilerin, STK’ların yeşillendirmeyle ilgili çok basit çalışması bile bir yılda Adıyaman’ın çehresini değiştirmeye yeter.

Her nikâh kıyana, her çocuğu olanın adına fidan diktirme, en basit ve en kolay yoldur.

Sonrasında özellikle üniversite ve diğer okullar başta olmak üzere kurumlar, kuruluşlar ve STK’ların “fidan dikme” kampanyasıyla bir yılda on binlerce fidan toprakla buluşabilir.

Bu çok zor değil, üstelik bunun “fidan” bölümünü de Orman İşletme Müdürlüğünün “ücretsiz” karşılayacağına ve bunu seve seve yapacağına inanıyorum.

Ama fidanı dikip, arkanı dönüp gitme olamamalı; O ağaçlar büyümeli, serpilmeli, şehri değiştirmeli.

Yaz aylarında 50 dereceye varan sıcaklığı, ağaçların gölgesindeki serinliğiyle yenmek, çok da zor olmazsa gerek. Hem ağaç sayısının çokluğu, mevsim değişikliğini de beraberinde getirecektir.

Sonrasında gerçekten de Yeşil Adıyaman, tarihi ve doğal güzellikleriyle adından söz ettirecektir.

***

Adıyaman’da sıvasız, boyasız, badanasız on binlerce bina var. Bu binaların dış makyajı da, yine belediyenin ve STK’ların öncülüğünde bir kampanyayla yapılabilir. İstanbul Fatih’te en çok ilgi çeken semtlerden birisi Balat’tır. Cazip tarafı da orada eski evlerin olması ve evlerin rengarenk boyanmış olmasıdır.

***

Dikkat ederseniz iktidar şunu yapmış, bunu yapmamış demedim. Yapılan yatırımların listesi hayli kalabalık, halen de eksik var. İnsanların ihtiyacı arttıkça yeni yatırımlara da mutlaka ihtiyaç duyulacaktır.

Valiliğin çalışmasından, belediyenin hizmetlerinden, kurumların yatırımlarından veya siyasilerin çabalarından ya da duyarsızlığından bahsetmedim.

Farklı bir şey anlatmak istiyorum, “sahipsiz” yakınmalarına “sahip” olunacak bir sahiplenmeden bahsetmeye çalışıyorum.

Bu şehir, bu şehirde yaşayan ve bu şehri seven herkesindir.

Yaşanabilir bir kent, yaşayanların çabasıyla mümkündür.

Şehri değiştirecek, dönüştürecek olan elbette büyük yatırımlardır ama büyük yatırımlar için küçük dokunuşlarla büyük değişimlere başlamak gerekir.

Üzerinde durduğum şehre dokunuştur.

Öyle bir dokunacaksınız ki, bunu sevgiyle yapacaksınız.

Alacaksınız her mahallenin fotoğrafını, “çirkinliklere” son vereceksiniz.

Kuru olan yerlere bakıp, yeşillendireceksiniz.

Bu kent ve bu kentte yaşayanlar için “önemli” olan tarihi değerlere sahip çıkarak restorasyonunu yabana atmayacaksınız.

Sıcaktan bunalan, soğuktan sığınacak yer arayan insanların rahat nefes almasına imkan sağlayacaksınız.

Şehrin üzerinden ölü toprağını atıp, şehre bir canlılık katacaksınız…

Ve bunu da halkla birlikte, gençlerle, kadınlarla, yaşlılarla birlikte yapacaksınız.

Şehre bir dokunacaksınız, şehir kendine gelecek…

Çok zor değil, yeter ki isteyen olsun…

19 Ağustos 2019-Adıyaman

Naif Karabatak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir