Sevgili Hayvan Kardeşlerim…

İnsanlar kaça ayrılır diye sordu aslan ciğerlerinden gelen tok ve bir o kadar da gür bir sesle. Aslanın sorusunu duyan hayvanlar kıpraştı, derinden gelen bir uğultu koptu ve sonra yeniden sessizlik hâkim oldu gecenin karanlığında.

Saklandığım yerden izlemeyi sürdürdüm ama bir yandan da nerede olduğumu kestirmeye çalışıyordum. Bir ormandaydım, doğrusu buraya nasıl geldim bilmiyorum. Arabam bozulmuştu ve ben de bir benzinliğe yetişmek için soğuk ve yağmurlu bir gecede asfaltı arşınlamıştım. Ne kadar yürüdüm bilmiyorum, yoldan saptığımdan bu yana da ormandan çıkmaya çalışıyorum, ormanın en derinliklerine girdiğimden de habersizim.

Ortada yanan ateşin etrafına çember oluşturmuş hayvanlar, aslanın sabaha dek süren kükremesini dinlemek zorundaydılar. Onlarla birlikte ben de dinlemedeydim. Aramızda pek fark yoktu, onlar aslandan korkuyordu, ben hepsinden.

Aslan sorusunu tekrarlama gereği duymadı, zaten soru çok basitti; insanlar kaça ayrılır? Maymun Aslan’a doğru eğilerek “siz kaça derseniz..” dedi. Zaten düşünmeye ne gerek vardı, Aslan maymunun yerine de düşünüyordu. Maymunun tavrını birilerine benzettim ama çıkaramadım.

İlk fikir beyan eden tilki oldu. İnsanlar ikiye ayrılır dedi, kadınlar ve erkekler. Yani tıpkı bizim gibi…

Karacanın sesi pek duyulmasa da, o da bir şeyler söyledi. İnsanların ikiye ayrıldığını, siyahlar ve beyazlar olduğunu, dişi veya erkeğin farklı bir teferruat olduğunu söyledi.

Sonra Karga söze girdi. Hayır dedi, insanlar ikiye ayrılır ama sizin dediğiniz gibi değil, aptallar ve aptal olmayanlardır. Bunun için karganın peynir testi de varmış, hatta tilki bunu karganın aleyhine kullanıyormuş ama mesele bilindiği gibi değilmiş. İyisi mi bilenler bilmeyenlere anlatsınmış…

İş çığırından çıkmıştı ama ortaya atılan fikirler de en azından bizim açımızdan yenilir yutulur değildi.

Kurt birden ortaya atıldı. İnsanların ikiye ayrıldığını, bu konuda tilki, karaca, karga ve kurda katıldığını ama onların atladığı bir şey olduğunu söyleyerek, insanların iyiler ve kötüler diye ikiye ayrılabileceğini, diğerlerinin teferruat olduğunu söyledi.

Kaplan buna itiraz etti. İnsanların güçlüler ve güçsüzler diye ikiye ayırmanın mümkün olacağını, aslında hayvanların da aynen bu şekilde güçlüler ve güçsüzler diye ikiye ayırmak gerektiğini söyledi. Arada kalan da var diye gülümsedi kaplan, sonra devam etti ama onları saymaya gerek yok.

Fil ağır vücudunu kıpraştırdı. İnsanların ikiye ayrılması konusunda herkesle mutabık olduğunu ama bunun renk, cinsiyet, iyilik, kötülük gibi kavramlarla değil, adaletle belirlenebileceğini söyledi. File göre insanlar ikiye ayrılırdı; adil olanlar-adil olmayanlar

Saçma diye bağırdı tavuk, insanların ikiye ayrıldığını ama bunun zenginler ve fakirler şeklinde olabileceğini söyledi. İnsanlar kendilerini tanıtırken bile kaç tavuğu olduğunu, kaç yumurta yaptığını hesaplamıyorlar mıydı?

Kertenkele ağaçtan sürünerek indi, insanların ikiye ayrılacağını söyledi bilmişlikle, devam etti; insanlar ikiye ayrılır, sürünenler ve sürünenlerin sırtından geçinenler, yani diye devam ettikertenkele, sürünenler ve süründürenler…

Ormanın ortasında bir su olmalıydı ki önce su sesi geldi, sonra da sürünme ve kükreme sesi. Gelen timsahtı, gelir gelmez sözü aldı. İnsanlar ikiye ayrılır dedi, haklılar ve haksızlar.

Geyik başının üstündeki ağırlığa aldırmadan seslendi; insanlar ikiye ayrılır, mavi yakalılar ve beyaz yakalılar. Hayvanlar buna şaşırsa da, itiraz eden olmadı. Her nasılsa geyik de kendi fikrini beyan ediyordu. Demek ki insanlarda bir mavi yaka bir de beyaz yaka görmüştü. Hâlbuki siyah yakalı elbise giyinen de vardı, tozpembe yakalarla dolaşan da. Demek ki geyiğe denk gelen iki yakaymış, Anadolu yakası ve Avrupa yakasının dışında…

Midilli oturduğu yerden başını hafifçe kaldırarak, insanların ikiye ayrılabileceğini, ama bunun diğer hayvanların dediği gibi değil, inançlı ve inançsız olarak ikiye ayrılabileceğini söyledi.

Bülbül ağacın en tepesinden bağırdı, insanlar küçükler ve büyükler diye ikiye ayrılır. Gerisi teferruattır. İnsanlar önce doğar, bir süre bebek ve çocuk olur, sonra da büyürler. Bu kadında da böyledir, erkekte de. İnsanların hayatı boyunca zengin olabileceğini, fakir düşebileceğini, makama kavuşabileceğini, makamı kaybedebileceğini o güzel sesiyle anlatan bülbül, esas olanın insanın iki dönemi olduğunu, bunun da aklının ermediği ve aklının erdiği dönem olarak tarif edilebileceğini söyledi. Yani dedi bülbül, insanların küçük adam ve büyük adam olduğu dönem diye ikiye ayırmak mümkün.

Olur mu öyle şey dedi yılan, insanlar küçük ve büyük adam diye ayırmak doğudur ama bu bedenen değil, makam olarak bakmak lazım. Büyük adamlar ve küçük adamlar

Zebra atıldı oradan, insanların yönetenler ve yönetilenler olarak ikiye ayrılabileceğini, dünyanın kanununun böyle olduğunu ve zaten dünyada sadece iki sınıfın adının geçtiğini söyledi. Her yerde bir yönetilen olurmuş, bir de yöneten. Bakın diye bağırdı, aslanı göstererek, bizde bile durum aynı.

Tavus kuşu buna itiraz etti, insanların kibar olanlar ve kibar olmayanlar olarak ikiye ayırmanın mümkün olabileceğini, diğerlerinin detay olarak algılanabileceğini belirtti.

Kaplumbağa başını yuvasından çıkararak cılız sesiyle bağırdı; insanlar ikiye ayrılır ama sizin dediğiniz gibi değil, evi olanlar-olmayanlar. Yani bir şeye sahip olanlar ve hiçbir şeye sahip olmayanlar şeklinde ikiye ayrılır.

Baykuşun sesi, konduğu ince daldan geldi. İnsanların vahşi ve vahşi olmayanı şeklinde ikiye ayırmanın mümkün olabileceğini ama bu ayrımın hayvanlardaki vahşilikle değil, öldürme ve yaşatma arzusuyla belirlenebileceğini söyledi. Çünkü dedi, çok kibar görünüp, çok kan döken vahşi insanlar var. Onlar kendilerini gizlemekte pek mahirdirler.

Yarasa gecenin karanlığında sessizce tünediği yerden konuştu; insanlar ikiye ayrılır, siyasetçi olanlar ve siyasetçi olmayanlardır, diyerek yeniden karanlıktaki sessizliğine büründü.

Kurbağa, yerde duran bir yaprağın altından fırladı. İnsanların ikiye ayrılacağını ama bunun diğer hayvanların dediği gibi değil, açık sözlüler ve sinsiler olarak ikiye ayrılabileceğini, buna içten pazarlıkçılar ve hesabı olmayanlar olarak da değerlendirileceğini söyledi. Aslında dedi kurbağa bilmiş bir edayla, “samimi insanlar-samimi olmayan insanlar” ya da harbi insanlar, harbi olmayan insanlar diye ikiye ayrılacağını söyledi, vak vaklayıp, yaprağın altına geçti.

Deminden beri hiç sesini çıkarmayan ilerideki ağacın yanında duran atın sesi geldi. İyi-kötü, vahşi-medeni gibi benzetmelere katılıyorum ama bence insanlar merhametliler ve merhametsizler olarak ikiye ayrılır. Diğerleri hep bu sahip olunanla direkt veya dolaylı alakalıdır.

Ağır vücudunu ağaca dayayan ayı söze girdi, insanlar ikiye ayrılır dedi; korkaklar ve cesurlar. Belli ki karşılaştığı insanlarda korkuyu da yeterince görmüştü, cesareti de.

Kirpi hışır hışır hareket ederek ortaya geldi. İnsanların ikiye ayrılacağını ama bunun şimdiye kadar söylenen gibi olmayacağını, hırsızlar ve hırsız olmayanlar şeklinde ikiye ayrılabileceğini, diğer hayvanların bunu “çalanlar ve çalmayanlar” diye de ayırabileceklerini söyledi.

Haninler… diye bir ses geldi ta öteden. Tavşandı bu. Yaklaştı ve insanların ancak ikiye ayrılabileceğini, hainler ve hain olmayanlar diye de tanımlanacağını söyledi, çekildi köşesine, havucunu yemeye devam etti.

Yaban domuzu doğruldu, o da insanların ikiye ayrılabileceğini ama bunun namuslular ve namussuzlar olarak tarif edilebileceğini söyledi.

Bir diğer maymun en köşedeki ağaçtan zıplayarak geldi, aslanın bulunduğu ağacın en alt dalında durdu. İnsanların ikiye ayrıldığını söyledi maymun, herkes gibi ama dedi, insanlar sesi gür çıkanlar ve sesi cılız çıkanlar olarak ikiye ayrılır. Yani sesliler ve sessizler.

Kelebek uçarak geldi. İnsanların güzel ve çirkin olarak ikiye ayrılabileceğini, yoksa zaten bütün insanların bir birine benzediğini söyleyerek o güzel kanatlarını nazlı nazlı çırpıp gitti.

Eşek oturduğu yerden doğruldu, ancak insanların zalim ve mazlum şeklinde ikiye ayrılabileceğini söyledi. Bazı insanların çok zalim olduğunu, eşeklerin sırtının yarasından bunun anlaşılabileceğini söyleyerek başını eğip oturdu…

Daha başka hayvanlarda fikir beyan etti. Aklımda kalanları söyleyeyim. Hepsi de insanların ikiye ayrılacağını söylüyordu ama tarifleri farklıydı; polisler-polis olmayanlar, askerler-asker olmayanlar, yargı mensupları-potansiyel suçlular, avukatlar-müvekkiller, doktorlar-hastalar, engelliler-engelsizler, deliler-akıllılar, deliler ve kendisini akıllı sananlar… daha neler neler…

Hepsini sabırla dinleyen aslan, konuşacak başka kimsenin kalmadığını görünce doğruldu. Bir iki öksürdü, boğazını temizledi ve tebaasına seslenmeye başladı.

Sevgili hayvan kardeşlerim, dedi çok müşfik bir ses tonuyla. Hatta bu ses tonu bir aslana değil, bir kediye aitmiş gibi geldi bana…

Hepiniz haklısınız dedi, sustu…

Çünkü diye devam etti, insanlar aslında ikiyüzlüdür, isterlerse bin yüzlü bile olabiliyorlar. İki ayağının üzerinde gezen bu canlılar, bizim tahmin edemeyeceğimiz kadar iyidir ve tahmin edemeyeceğimiz kadar da kötüdür. İnsanlar, ancak insan olmaya karar verdiklerinde çok iyi olurlar.

Sevgili hayvan kardeşlerim, gerçekten de insanlar, deminden beri övdüğünüz merhamet, adalet, iyilik, güzellik, hoşgörü ve daha yüzlerce güzelliği kendilerinde barındırabilirler. İşte o zaman insanlar iyi olur ya da insan olur ama deminden beri hayvan kardeşlerimin şikâyet ettiği ya da beğenmediği benzetmelere sahip olan insanlar da var. İşte bu benzetmeye sahip olan insanlar kötü olur, vahşi olur, cani olur, zalim olur, yani insandan başka bir şey olur. Bu nedenle insanlar belki temelde ikiye ayrılır ama sonra hep kendi içinde ikiye, sonra bir başka konuda ikiye diyerek parça pincik hale gelir, insanlıktan çıkarlar…

Tilki yine ilk sözü alan oldu. O zaman sevgili kralımız, insanlar bütün bu dediklerimizse ikiye değil, bine ayrılır, diyerek eliyle havada büyük bir zikzak çizdi.

Haklısın dedi aslan, ama dünyada canlıları ikiye ayırırken kullandığımız “insanlar-hayvanlar” gibi, insanları da tarif ederken iyi-kötü kavramına sarılıyoruz. İyilikleri insanlığa, kötülükleri de insan olmamaya benzetiyoruz. Dolayısıyla insanlar ikiye ayrılır ve sizin deminden beri saydıklarınızın hepsi doğru ama bunun asıl tarifi; insanlar ikiye ayrılır; insan olanlar ve bir türlü insan olamayanlardır. Bunun dışındaki her şey teferruattır ve ne yazık ki insanlar teferruatla uğraşmaktan, asıl konuya gelmekte hep zorlanırlar…

Toplantı Aslanın sözüyle sona erdi. Havanlar yavaş yavaş yuvasına doğru dağılmaya başladı. Bazıları ateşin etrafında oturup, kalanlarla muhabbet etmeyi seçti, bazıları da oturduğu yerde kıvrıldı.

Göreceğimi görmüş, duyacağımı duymuştum. Artık gitmenin zamanı gelmiş olmalıydı ki, sırtımda bir dürtme hissettim. Bir ağaca takılmış olmalıydım ama derinden bir de ses geldi, eşim beni uyandırıyordu, yine işe geç kalacaktım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.