Simitçinin pazarlama taktiği

Pazar günü evde olmanın keyfiyle mükellef bir kahvaltıya hazırdım ama ondan önce ekmek alıp, eşimin sofra kurmasına da yardım etmem gerekiyordu. Hava pek de ekmek alınacak bir hava değildi, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu.

Yağmur yağıyor diye ekmek alınmaz mı, alınacaktı. Bir koşu fırına gidip ekmek almalıydım. Kendi kendimi motive edip, çıktım dışarıya. Bir koşu fırına kadar gittim, ekmeğimi alıp, yine yağmurdan kaçmaya çabalayarak eve doğru koşturdum ama yağmurdan kaçmak ne mümkün, sırılsıklam olmuştum bile.

Ben eve doğru yetişmeye çalışırken, yağmura aldırmadan ekmek parasının peşinde koşan bir adam gördüm, simit satıyordu. O an aklıma simitçinin bu yağmurda nasıl bir pazarlama taktiği var diye bir düşünce geçirmedim, zaten böyle bir düşünce geçirsem de doğrusu saçma olurdu.

Simitçi, ekmek teknesi olan simit arabasını naylonla korumaya almış, kendi başını korumak için de yine naylondan yağmurluk yapmıştı.

Doğrusu simit alma düşüncem yoktu ama haline acıdım, iki simit alsam fena olmazdı. Öyle yaptım ve iki simit istedim.

Simitçinin hemen simidi verip, parasını alarak beni de, kendini de yağmurda bırakmayacağını düşünüyordum ki, öyle olmadı. Simitçinin sohbet edesi vardı.

-Daha yeni düşünüyordum, karşıma ilk çıkana dört simit satacağım, diye.

-Yok sağ ol, iki simit bile çok, sen iki simit ver.

-Bak sıcak sıcak, dört simit vereyim.

Kıramadım, zaten bu yağmurda simitçiyle ağız dalaşı yaparak, daha az simit almak gibi bir kazancın peşinde de değildim.

-Tamam, dört simit ver, deyip beş lira ücretini ödedim.

Eve geldim, saçımı kurulamak için lavabodan havlu aldım, eşimin sesi duyuldu.

-Ben iki ekmek dedim, üç ekmek almışsın, simit demedim, dört simit almışsın.

Kendimi kalkan ettim, simitçiyi korumaya aldım. Havanın yağmurlu olduğunu, bu kötü havada adamcağızın simit sattığını, iki simit aldığımı, onun da karşıma ilk çıkan kişiye dört simit satacağım dediğini söyledim.

-Sürekli bizim sokaktan geçen simitçi mi?

-Evet, ne oldu ki…

-Geçen gün bana da aynısını yaptı, bir simit alacaktım, acıdım dört simit aldım. Üç simidi başkasına verdim.

Kahvaltıya çocuklar gelecekti, biraz sonra onlar da içeriye girdi. Eşim simit meselesini gülerek anlattı, meğer onlar da dört simit alanlar sınıfındanmış…

Anlaşılan o ki, bizim simitçinin pazarlama taktiği böyleymiş, yağmur da olsa, güneş de doğsa bu taktik iyi iş yapıyormuş!

Naif Karabatak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir