Tüm belediye başkanlarının anlayacağı dille

Siz bir belediye başkanısınız; Nerede, hangi ilde, hangi ilçede, hangi beldede olduğunuzun önemi yok. Siz, seçimle göreve gelmiş bir belediye başkanısınız. Bir süredir yaşananları veya yaşanamayanları anlayacağınız dille anlatacağım; belki kulağınıza küpe olur. Belki sizin yağcılarınızın, yalakalarınızın, beslemelerinizin söylemediğini benden duyarsınız. İnanın bunu da siyasi nedenlerle değil, insanlık adına duyacaksınız veya okuyacaksınız…

Güzel bir bütçe ve işinin ehli insanlarla çalışıyorsanız şanslısınız. Tabii güzel bir bütçe sizin beceriniz, ehil insanlara görev vermek de sizin maharetinizdir.

Sorunu olmayan yerde belediye başkanlığı yapmak gibisi yoktur. Eleştirilmediğiniz, hiç kimsenin size tavır almadığı yerde de belediye başkanlığı yapmak gibisi yoktur.

Makamda var olmanız, siyasi parti liderinin iki dudağının arasında çıkacak bir söze kalanlardansanız, işi sıkı tutmanız, el ayak çok öpmeniz gerekir.

Bunları zaten biliyorsunuz…

Ama bile bile sağa sola dev afişler asarak, paralı haberlerle, çalışanlarınızın size yaranmak için uydurduğu kocaman kocaman yalanlara inanacak kadar saf ve aptal olmadığınızdan da eminim.

Yani siz, hiçbiriniz, gökten zembille inen, süper güçlerle donatılmış, kutsal, mucizevi insanlar değilsiniz.

Hepiniz benim gibi, diğeri gibi, onun gibi, şunun gibi insanlarsınız. Tek şanslı tarafınız, partinizin sizi aday etmesi, seçilmeniz değil, aday edilmenizdir. Hiçbir vatandaş şu isim, bu isim diye sizi göreve getirmiyor. Şu parti veya bu parti diye göreve getiriyor. Yani keramet sizde değil, varsa bir keramet partinizdedir…

Bütün bunlara rağmen, kendinizi gökten zembille inmiş, mübarek, müstesna, ulaşılmaz, kavuşulmaz, ulaşan ve kavuşanın da şanslı olduğuna inanmanız da sizin saflığınız veya aptallığınızdandır.

Yine bütün bunlara rağmen, bilginiz, görgünüz, ufkunuz, kültürünüz, yaşam tarzınız, bütçeniz ve yörenizin gelenek ve göreneklerine göre hizmet edersiniz. Hizmeti siz değil, kurum yapar. Siz, kurumun başındaki kişisiniz, hizmeti sağlayan, yardımı cebinden yapan, vefakâr, cefakâr, yardımsever, hayırsever, sihirli veya kutsal bir insan değilsiniz.

Hizmet ederken, sizi seçimle işbaşına getiren değil, koltuğa oturtan güce sadakatinizi ne kadar saklarsanız saklayın, biz görüyor, biliyor, anlıyor ve sabrediyoruz…

Ne olursa olsun, şehrimize hizmet gelsin, insanlarımız daha iyi şartlarda yaşasın, sorunlar aza insin, suyumuz aksın, çöpümüz toplansın, kanalizasyonumuz tıkanmasın, etrafta pis koku olamasın, yeşil alanlarımız bulunsun, dinleneceğimiz, soluklanacağımı yerlerimiz olsun isteriz. Biz, eşimiz ve çocuklarımız güvenle sokakta gezsin, caddeleri turlasın, parklarda emin şekilde gezip eğlensin isteriz. Arada bir bizden aldığınız “kültür vergisi”ni, tiyatro, konser.. gibi etkinliklerle geri bize dönüştürmenizi isteriz…

Bir de doğal olan ve olmayan afetlerde yardıma koşmanızı değil, görevinizi yapmanızı isteriz.

Tane tane anlatayım ki, anlayasınız; Bize yardım etmeyin, bedava ekmek vermeyin, bedava su sağlamayın, bedava süt vermeyin, aşevi açmayın, bedava etkinlik yapmayın, boy boy resimleriniz ve isimlerinizi gözümüzün içine sokmayın. Sadece görevinizi yapın.

Eğer biz beğenirsek bir daha, bir daha, bir daha sizi seçeriz. İşte o zaman, sizi parti değil, hiç kimse o koltuktan geri kaldıramaz. Halkın gönlüne girmek demek, gücün en büyüğüne erişmek demektir.

Mesela bir kar yağdığında görevinizi yapmanızı isteriz…

İster 22 yılda ilk kez o kadar çok yağsın, ister 100 yılda ilk kez.

Teknoloji var, Meteorolojinin uyarısı da var. Bütçeniz var, ehil insanlara da görev verdiyseniz neden korkuyorsunuz?

Kar varsa, tuz da var, kepçe de var, kar küreme aracı da, personel de…

Yönetici olmak, böyle zamanlarda belli olur.

Caddeler, sokaklar, ara sokaklar, çıkmaz sokaklar, kaldırımlar, parklar, bahçeler.. hepsinin kardan arınma süreci günler almaz, bir veya iki gündür. Gerisi sizin beceriksizliğiniz, işi yönetememeniz, neyi nereye koyacağınızı bilememiş olmanızdır.

Her şey güzelken, hiçbir sorun yokken, hava güneşliyken, ortam serinken, mağduriyet henüz ortaya çıkmamışken belediye başkanlığını ben de yaparım, o da yapar, şu da yapar. Hatta ilinizin, ilçenizin, beldenizin en çılgın, en deli, en salak adamı bile yapar, bundan emin olun.

Sizin, siz olduğunuzu göstereceğiniz tek zaman, olağanüstü zamandır ve maalesef, Türkiye’deki belediye başkanlarının büyük bir bölümü o olağanüstü zamanda sınıfta kaldı. Parti ayrımı yapmıyorum, AK Partili belediyeler de, CHP’li belediyeler de, diğer partilere mensup olan belediyeler de sınıfta kaldı.

Buna rağmen sırıtmayı da sürdürdüler, başarılı olduklarının altını çizen hazır şablonları gözümüze sokmaya çalıştılar.

Bilmem, hepinizin anlayacağı dille anlatabildim mi?

Belki biraz ağır olduğunu düşünüyorsunuz ama zaten ben işini yapana bir şey demedim, demem, diyemem de. Sözüm, işini yapmadığı halde, yaptığını sanan ve bizim de bu yalana inanmamızı sağlayanadır.

Bir daha öz olarak deneyeyim;

Marifet sizdeyse eğer, bunu normal zamanda değil, anormal zamanda görebiliriz ve siz o anormal zamanda marifetinizi gösteremeyecek kadar beceriksiz çıktınız.

Yazık…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.