Yağcılık öyle yapılmaz, böyle yapılır!

Çok eski bir tarihte ve hiç bilinmeyen bir yerde geçen aşağıdaki yazıda konu edinen olayın hiçbir kişi veya kurumla ilişkisi yok desem de inanmayın, dolaylı değil, direkt var!

***

Sayın başkanımız bu sabah uyandığında banyoya gitti, elini yüzünü yıkadı ve güzelce bir tıraş oldu. Aynaya bakarken “Yüce Mevla’m neler yaratmış” diyerek hamdüsenada bulundu. Üzerini giyindikten sonra kapıdan çıktı, asansöre bindi ve dış kapıdan o çok sevdiği, hizmet etmekten gurur duyduğu şehrine bir kez daha adım attı.

Koruma müdürü, basın müdürü ve makam şoförü kendisini bekliyordu. Bütün karizmasıyla, bütün yakışıklılığıyla, o güzel endamıyla açılan kapıdan makam koltuğuna oturdu. Koruma müdürü önde, basın müdürü de hemen yanındaydı. Muhteşem bir detay olan sayın belediye başkanımız, yapılan çalışmaları yerinde göreceğini söyledi, şoför de belediyenin inşaatlarına doğru yol aldı.

Bu şehir için bir veli nimet olan sayın başkanımız, belediyenin çalışmalarını yerinde gördü, sağa sola talimatlar verdi ve her işin kusursuz olması için ne gereksiyorsa onun yapılmasını istedi. İşte böyle başkanlara, işte böyle yöneticilere, işte böyle insanlara ihtiyacımız var. Gerçi başkanımız bir insan değil, sanki bir melek. Muhteşem bir detay ama adını henüz koyamadığımız bizden farklı bir varlık. O şahane birisi, muhteşem birisi, gelmiş geçmiş insanlar arasında çok önemli yere sahip birisi. Onunla aynı zaman diliminde yaşadığımız için şanslıyız. Onunla aynı kurumda çalıştığımız için biz sizden daha şanslıyız. Yani onu anlatmak mümkün değil, kelimelerin kifayetsiz kaldığı, bütün gzüel sözlerin anlamını yitirdiği birisidir.

Bu kent için çok kıymetli olan sayın başkanımız makam odasına geldiğinde, makam odası da sanki dile gelerek, “Hoş geldin, ne iyi ettin de geldin” der gibi selamlayıp durdu. Vatandaşlarla tek tek sohbet eden, herkesin sorununu bir başka müdüre havale ederek çözümlenmesini sağlayan başkanımız harika bir insan. Onun varlığı bile bu kent için bir şans. O dünyaya geldiği an, şehrimizin de kaderi değişmiş. Onunla birlikte bu şehirde yaşamak bizim için onurdur.

Başkanımız çok yakışıklı, endamlı, zarif ve kibar birisi. Saçları lüle lüle, kaşları yay gibi, teni beyaz, selvi boylu, atletik vücutlu. Anlayacağınız çok yakışıklı, çok çekicidir. Onunla birlikte çalışmaktan, onunla birlikte mesai yapmaktan onur duyuyor, her gün Allah’ıma şükrediyorum. Sizler de şükredin ki, bu güzel şehri yönetin böyle güzel bir insan var.

***

Belediyeden gelen bülteni bir daha okudum, bir daha okudum.. ama gerçekten de yazılanlar aynen böyleydi. Bütün basına servis edilen, hatta ulusal basına da gönderilen bu metin, belediyenin basın ve halkla ilişkiler biriminden geliyordu ve adres doğruydu. Yani bir virüs yoktu, yanlışlık yoktu ve ben de bunamamıştım.

Belediye bültenleri tam bir âlemdir ama bu hepsinden de âlemdir. Böyle bir şeyi kim yazar, ne diye yazar, hadi yazdı diyelim niye servis eder? Biz gazeteler olarak bunu ne yapacağız, çöpe yollayacağız ama onlar sabah gazetede görmek isteyecek. O muhteşem detayın fotoğraflarla süslenmesini arzulayacaklar. Hatta belki bunun için el altından patronları da memnun edecekler. Bazısı memnun olacak, bazısı karşı duracak ama sonunda yayınlayacak gazete bulacaklar.

 Ben bunları düşünüyordum ki, odama gazetemizin sahibi girdi. Belediyeden o mailin bana da gelip gelmediğini sordu, “geldi” dedim, elini havada döndürdü, “Bu ne yavanlık” diye bağırdı. Bülteni çöpe attığımı söyledim, “iyi etmişsin” dedi. Valilikte bir toplantı vardı “çıkmam lazım” diyerek gazeteden ayrıldım.

Valilikte yapılan toplantıya gazetelerin editörleri, köşe yazarları ve foto muhabirleri katılmıştı.  Vali beyin basın toplantısını bir yana bıraktık, belediyeden gelen güzellemeyi konuşuyorduk ki, odaya vali bey geldi. Hepimizin gülüştüğünü görünce, “Oh oh, sizi mutlu görmek ne güzel. Demek ki patronlarınız size bakıyor. Anlaşılan çok iyi bir zam aldınız”

Öyle bir şey olmadığını, sabah e-postamıza düşen bir bülteni tartıştığımızı söyledi bir arkadaş, vali bey “O bülten bana da geldi” demez mi?

Belediyenin basın ve halkla ilişkiler müdürü böyle bir yanlışlık ve yalakalık yapacak birisi değildi ama hele durun dedim, acele etmeyin bu işin kokusu çıkar.

Çok beklememize gerek kalmadı, kokusu da muhteşem detayla birlikte geldi. Basın toplantısı bitmiş, biz vali beyin toplantı odasından çıkarken belediye başkanıyla yüz yüze geldik. Başkan da gülüyordu, “size de bülten bozuntusu geldi mi?” diye sordu, hepimiz gülerek, “geldi” dedik. Elini sallayıp, vali beyin odasına girdi.

Sonra öğrendik. Meğer belediyede çalışan foto muhabiri “öyle yağcılık yapılmaz, böyle yapılır” diye belediyeye yakın yazarlara nazire olsun diye bir köşe yazısı kaleme almış. Yazıyı da sadece belediyedeki arkadaşlarına okutup gülüyorlarmış. Ancak nasıl olmuşsa olmuş, bilgisayarda kaydederken, o günkü “gönderilecek bülten” içerisine kaydetmiş.

Foto muhabiri işinden olmadı, bir süre sonra basın müdürü oldu. O güzelleme, bir şakaydı ama her şakanın bir yerine gizlenen gerçek de vardı ve o gerçeği belediye başkanı görmüştü, sadece o görmüştü. Çünkü o çok iyi görürdü!

Naif Karabatak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir