Yaparsa yapar, yapay zekâ!

Herkesin peşine bir veya birden çok ajanın takıldığı, gönüllü ajanların fazla mesai ücreti aldığı dönemler çok gerilerde kaldı. Şimdi kendi zekâmız var, yetmezse yapay zekâya yaptırdıklarımız var. Aklı başında birçok bilim adamı ve birçok yatırımcının en korkulu rüyası yapay zekâdır.

Doğrusu bunu çok da dert edenlerden değildim. Çünkü biz komplo teorisiyle büyümüştük. Sürekli bizi/sizi takip edenler vardı. Bu bazen komünistlerdi, bazen faşistler, bazen devlet, bazen de kökü çok derinlerde olan derin devlet…

Amerika o kadar güçlü bir devletti ki, gecenin karanlığında, kendi evimizde, kandilin ışığında yediğimiz yemeğin içindeki eti sayacak kadardı…

Nereye gitsek takip edilirdik. Ne yapsak bilirlerdi. Kimle görüşsek haberdar olurlardı. Ne yesek anında avuçlarındaydı. Ne desek duyarlardı. Hatta aklımızdan geçeni okuma becerisine bile sahiplerdi…

Bütün bunların komplo teorisi olduğunu, gerçekle uzaktan ve yakından ilgisinin bulunmadığını çok sonraları öğrenecektik ama bir şey gerçekti ki, “bizi merak edenler” her zaman var olmuştu, her zaman var olmaya da devam edecekti.

Bir zamanlar bizi merak edenler “düşmanlardı” ya da bizi “düşman gören”lerdi.

Biz de düşmanlarımızı merak ediyorduk, ya da düşman bildiklerimizi…

Her haliyle dünyanın dört bir yanında bir diğerini takip eden oluşumlar, devletler, örgütler vardı.

Hiçbirisinin de niyeti iyi değildi.

O zaman büyük bütçelerle yapılan, ajanlarla sahada ve çok zor şartlarda elde edilen bilgilerle derlenenleri şimdi kendi elimizle sunuyor olmamız çok ilginçtir.

Yapay zekânın geleceği tehdit eden, insanlığın sonunu getirecek buluş olduğu düşüncesinde olanlardan birisiyim.

Dün, ajanların hakkımızda bilgi edinme çabasına ne kadar kıllanıyorduysam, bugün de yapay zekânın bizi takip etmesine o kadar kıllanıyorum.

Bazısını biz kendi elimizle veriyoruz.

Ajanların topladığı bütün bilgiler ve hatta çok daha fazlası sosyal medya hesabımızda…

Emniyetin, jandarmanın, istihbarat birimlerinin o kadar elemanla ve dokümanla bir araya getirdiği GBT bilgilerinden çok ama çok daha fazlası sosyal medya hesabımızda…

Polislerin veya ajanların komşularımızdan, iş arkadaşlarımızdan, sağdan, soldan hakkımızda topladıkları ve bir fikir sahibi oldukları bütün bilgiler, herkesin kullanımına açık bir şekilde ve çok daha fazlasıyla sosyal medya hesabımızda; kendi elimizle, kendi isteğimizle, bir beğeni karşılığında sunuyoruz.

Bir aferine kırk takla atanlardan farksızız aslında…

Ama bütün bunlar yetmiyor, yapay zekâ, daha fazlasını istiyor.

Firmalar, markalar, ürünler, şirketler, hükümetler, dernekler, STK’lar, dış ülkeler, terör örgütleri, çok daha fazlasını istiyor.

Ne yaptığımızı anbean bilmek istiyorlar; en azından kayıt altında olması gerektiğine inanıyorlar.

Her gün, her saat, her dakika, her saniye nerede olduğumuzu, kimlerle görüştüğümüzü, hangi yoldan gittiğimizi, hangi yoldan döndüğümüzü biliyorlar…

Neyi sevdiğimizden haberdarlar; eşimizden, dostumuzdan, çevremizden, hatta kendimizden gizlediğimiz zaaflarımızı/sevgilerimizi/nefretlerimizi bile biliyorlar. Neye meyilliyiz, ne kadar dayanabiliriz, ne kadar bunalımdayız, ne kadar mutluyuz, ne kadar sinirliyiz, ne kadar hoşgörülüyüz…

Vazgeçilmezimiz ne, biliyorlar…

Çocuğumuzu ne kadar sevdiğimizin farkındalar.

Eşimizi ne kadar sevdiğimizi de biliyorlar…

Hangi partiyi desteklediğimiz, hangi siyasi görüşü benimsediğimizi, hangi zihniyette olduğumuzu ve daha çok fazlasını…

Eşimizi, kızımızı, oğlumuzu, annemizi, babanızı, kardeşlerimizi, tüm hısım ve akrabalarımızı tanıyor, hatta soy ağacımızı bizden iyi yapabiliyor, üşendiğimiz resimleri soy ağacının yapraklarına bir çırpıda yerleştirebiliyorlar.

Yapay zekâ, bütün topladığı bu verileri firmalara satıyor. Diyelim ünlü bir markanın yakınından geçiyorsunuz, tam da o anda cebinize veya sosyal medya hesabınızda beliren reklam, yapay zekânın sizi pazarladığı manasına geliyor. Yapay zekâyı harekete geçirenler, sizin zaaflarınızdan, beğenilerinizden ve eğilimlerinizden kazananlardır.

Her şeyde olduğu gibi yapay zekâda da “iyi yönde kullanıldığı” zaman, insanlığın yararına kullanılacak müthiş bir buluştur. Aksinde ise bütün bir insanlığın sonunu getirecek, kimin elindeyse onun hükümdarlığını sağlayacak ölümcül bir silahtır.

Allah’ın insanlara bahşettiği zekâ, vicdanla, merhametle, sevgiyle, nefretle, iyilikle, kötülükle şekilleniyor.

Yapay zekânın en kötü yanı, hiçbir duygusunun olmaması, vicdani yanının bulunmaması, merhametten tamamen yoksun olmasıdır.

Yapay zekâ acımasızdır; hem bize hem size hem de onlara…

Ama halen elimizde fırsat var, çekeceksin fişi, kapatacaksın iletişimi ve özgür olacaksın, olabildiğince…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir